Yeniden Başla

Ahhh 90’lar. Gençliğimin ilk yılları 🙂 Çok romantik bir giriş olabilir bu. Öyle olsun bu sefer de. Realist, idealist değil bu sefer romantik olsun istedim… Realizmin sertliğinden yorulmuş gönüllere gelsin bu yazım o vakit. 90’ların başında üniversite maceramın ilk dönemlerine rastgelen bir albüm. Bugün sorsalar bana, bir adaya düşşen ve yanına alınacak albümleri seç yavrum…

“Pozitif Ol!” deme bana…

Yollardayken kelimeler dizi dizi sıralandığında kafamda genelde telefonumu kapıp ya da kağıt kalem ne varsa o an elimde üzerine not alıyorum. Bazen de aldığım notları unutup devam ediyorum. Bugün telefonumdaki notlarımı karıştırırken 20 Eylül tarihli bu karalamalarımı buldum. Aşağıda temize çektim. Sanıyorum o okuduğum makaleden sonra yazmışım uçaktayken daha. Gerçi o makale üzerine bir yazı yazmışım…

Eureka !

Dün gece elimde şahane bir kitap ve kafamdaki arapsaçının her bir çözülen düğümleriyle tam da aynı anda salona doğru koşarak ‘evreka’ diye bağırmak geldi içimden… Eureka ! (evreka diye okunuyor) Çıplak vaziyette değildim elbette. Ve elbette evren için çok da önemli bir keşif değildi benimkisi. Arşimet’e selamlar olsun ancak ben kendime kadar bir keşifte bulunmuştum. Ve…

Ritüeller veya Zencefilli Aşure

Amacım burada yemek bloğu tadında her yeni güne bir tarif post etmek değil. Bunu en başından söyleyeyim. Aklımdan geçenlerin not defteri diye başladım. Onu da yapmaya çalışıyorum. Hayata dair şeyler işte yazılan çizilen… Aşurenin de dönemi malum, denk geldi. Hazır yakalamışken de fırsatını, üzerinden diyeceklerim var. (Bu arada bu yazımı hazırlamışım ancak post etmeyi unuttuğum…

7 Yaş Sendromu vs Cheesecake

Cheesecake benim için omlet yapmak gibi. Havadan sudan. O kadar kolay yani… Kolay çünkü zamanında ciddi kafayı taktığım bir tatlıydı. O kadar çok deneme yanılma yaşadım, o kadar çok tarif okudum ki… Cheesecake workshop’larına katılıp, şefe püf nokta vermeye başladığım anda tamam dedim kızım sen bu işi çözdün artık. Kasma daha fazla, takıl git işte…

Pozitif olmasak da mı yaşasak?

Her gün aslında bir mucize! İnanır mısın bugün hep pozitif düşündüm ve çok huzurluyum şu an… Her şey içinde aslında biliyor musun? Sen evrene negatif gönderme yeter… Şöyle düşün böyle ol. Böyle düşün mutlu ol! Hep mutlu hep huzurlu… Lay la lay la lay laaa… Şirinler miyiz biz yahu? Dört yanımız sarılmış pozitif deyişlerle; İyi tarafından…

Ömür dediğin…

Ömür dediğin bugünden yarına kadar… Aslında bu kadar basit. Net Kısa gibi dursa da, Çok uzun aslında. Neresinden bakarsan onu görürsün… Aslında o kadar yalın ki her şey. Onu bu kadar komplike yapan biziz, Bir çok anlam yükleyen biz. Yaşa git halbuki. En temiz, en düz. İnsan gibi ! Sevdiklerinle bugünde kalmaya bak. Düne takılmadan…

Ne kadar Çıplaksın?

Tam olarak ne kadar çıplak olduğunu merak ediyorum. Ya da bir insanın ne kadar soyunuk olabileceğini? Üzerindeki kimlikleri, o kimliklerin getirdiği davranış kalıplarını ne kadar çıkarabiliyorsun? Hangisini giyinmek istediğini söyleyebiliyor musun? Merak işte. Bugün de bunu merak ettim.   Kimliklerinin sana yüklediği görevlerinden hoşnut musun? İstifan cebinde mi dolaşıyorsun yoksa? Neden sevmediğin halde yapmaya devam…

Güzel bir Kitaba dair notlarımdır…

Bir uçak yolculuğu sırasında elimdeki kitabın yarısını bitirdiğim an içimde coşan duyguları kağıda dökmek ihtiyacı hissettim. Ben de öyle oluyor yazmak işi. Sabırsızlanıyor ve kağıdına kavuşmak istiyor. Hissiyatımı o an yazdım ve sonra kitabın kalanını bir nefeste bitirdim. Müjdat Gezen’in “Tanıdıklarım” kitabından bahsediyorum. Su gibi akıyor, sohbet eder gibi yazılmış. Hayatımızdan geçmiş, geçmekte olan güzel insanlardan bahsetmiş. Şiddetle…

Eylül

Böyle Polyanna tadında bir yazı yazmak niyetinde değildim. Aslında uzunca süredir aklımda olan başka bir konum da vardı. Ama ne bileyim. Bende yazmak başka türlü bir his. Elime kalemi aldıktan sonra kelimeler kafamdan önce kağıda dökülüyor. Bu hep böyleydi. Çocukluğumdan beri. Yazarken yazı kendi yolunu buluyor ve akıyor işte. O yüzden kafamdaki konuyu başka bir…