Dünya bir kıyamet provasında. Ben yüzümü güneşe çevirdim.
Siyasete ilgim kalmadı. Spor müsabakalarından daha çok keyif alıyorum. Bu düşünmediğim, önemsemediğim anlamına gelmesin. Tam tersine. Olan bitene karşı uslanmayacak bir hassasiyetim var. Bununla beraber, önümüze servis edilenler mideme dokunuyor, yiyemiyorum. Her şey bir kurmaca. Hep öyleydi. Yazılmış bir senaryonun içine ne kadar girersem o kadar yüreğim şişiyor. Bu şişliği dengelemek için uzunca bir dönem astrologlar ne diyorlar dedim. Bir süre sonra o da tekrara bağladı. Son beş senedir, gelecek olan her sene için bir öncekinden daha bet senaryo tahminleri yapıldı durdu. Dolayısıyla şimdilerde kendimi başka bir aleme açılırken gözlemliyorum. Bayağı bayağı, “iyi sıhhatte olsunlar” alemlerindeyim. Ümitsizce umut arayışlarım beni olmadık podcast’lerin içine sürükledi. Epey de enteresan konular. O tarafta da inanılmaz yoğun bir gündem ve yayın varmış. En azından güncel ve son derece çiğ günümüz siyasetinden çok daha keyifli. Heyecan verici bir kere. Bir umut ışığı vadediyor ve her şeyden önemlisi yapabileceğimiz şeyler var. Olası kötücül senaryolar elbette var. Ama bahsi geçenler düz kötülük, bir seviyesi var yani. İçinden geçmekte olduğumuz şimdiki zamandaki gibi, sınır tanımayan, aklımızın, vicdanımızın sınırlarını aşan bir kötülük değil.
Tüm dünyada güç sahibi, uçkuru düşük türlü ruhu bozukların yaptıklarının sınırı yokmuş maalesef. Dolayısıyla, bu toksik ortamdan elbette kaçıp, nefes alabilmek için kafamı biraz bulutlar ötesine çekmem gerekti. Bu doğal olarak gelişen bir arayıştı.
İster inanın ister inanmayın(!) – ki bunu söylemem de abesle iştigal esasında, çünkü bahsi geçen konular boyut ötesi, dünya diye tanımladığımız düzlemin dışından meseleler- o cenaptan gelen bilgide, kurtuluş için önerilen şeyler o kadar net, basit ve hep aynı ki. Bir umut ışığı ve her şeyden önemlisi birey olarak yapabileceğimiz şeyler var. Kurtuluş bizde yani. İnsan kendini iyi hissediyor. Şimdiki zamandaki gibi, ülke yönetiminde bulunan iktidar sahiplerinin, varlıklarının sebebi olan insanları eziklediği bir ortam yok. Şimdiki zamanda silik bireyleriz. Hükmümüz yok. İçimize içimize kapanıp, toplumca panik atak geçiriyoruz.
Kuzeyin bilgeliği (!), kadersel döngüler, öteki alemlerden alınan mesajlar (!), medyumların hissettikleri (!), rüyalarımız ve en önemlisi de iç sesimiz. Kaynıyor öteki alemler.
Kuduz gibi kabarmış bu kötücül zihniyeti besler bir ruh halinden, ateşine su döker konuma geçebilmek için yapmamız gereken tek şey aklımızı, ruhumuzu korumak. Kendimizi iyi hissettiğimiz şeylerle meşgul olmak. Buna frekansını yükselt diyen de var, enerjini aşağı çeken şeylerden uzaklaş diyen de. Hem önümüz de yaz.
Bizleri ne kadar önemsizleştirdiler farkında mısınız? Bunun farkında olun. Bu çok önemli. Değersiz, çaresiz, yalnız hissettirdiler. Kesintisiz olarak verilen dehşet senaryoları, itinayla işlenen endişe teması ve yaratılan muazzam derinlikli korku iklimi. Truman show gibi ama bizimki negatifle besleneni. Böyle bir ortamda insan olanın kendini up tutabilmesi mümkün müdür?
Oysa insanoğlunun neşeye, kahkahaya, her şeyden önemlisi umuda ihtiyacı var. “Ben varım, ben buradayım ve ben değerliyim.” Hadi söyleyin kendinize bunu sabahları dişlerinizi fırçalarken. Ağzınızı bırakıp başka tarafınızla gülmeden ama…
Ben varım.
Ben buradayım.
Ben değerliyim.
Yüzünü güneşe çevir ve derin nefes al sonra…
Ve asla bir insan olduğunu unutma. Diren o noktada.
Önümüz yaz.
not: 12.03.2026 tarihinde yazıp, bugün editlediğim bir yazıdır. Çok da değişmiyor gündem sanki.