Sakın ola saat gece ondan sonra makaron yapmaya kalkmayın! Özellikle de ilk defa bu işe soyunacaksanız.
Sabahtan niyet etmiştim lakin dolunay malum dalgalı ruh hallerinde başlamayayım şimdi dedim. Kaldı gece yarısına.
“Makaron mu? Oha canım” diyenlere “haklısınız” diye cevap veriyorum. Gerçekten de “oha”. Ne gerek var. Divan’ın makaronları var zaten !
Bu arada Divan ve bir de Lizbon’da şahane bir çikolatacıda tesadüfen bulduğum makaronlar bugüne kadar yediklerimin içinde en güzelleriydi. O çikolatacının adını hatırlarsam yazarım bilahare. Çikolataları dile gelmiş dükkanın önünde sohbet ediyorlardı. O kadar diyorum. Dedim ve sağolasın google. Buldum bile çikolatacıyı; Chocolataria Equador. Yolu oralara düşen gitsin, bulsun, yesin ve çikolataya doysun.
Konumuz makaron bu arada.
Makaron canın çektiğinde git al değil mi? Kaç tane yiyebilirsin ki zaten? Maksimum üç. Hadi suyunu çıkardın, tatlı krizindesin dört olsun. Lizbon’dan değil elbet de Divan şurası. Yok olmaz ama. Yapacağım dedim ya bir kere, bitmiştir.
Cafe Fernando Makaron tariflerinin her birinden de maşallah 30 adet çıkıyor. Ye ye bitmez. Dolayısıyla yapacaksan gruba çalışmak gerek. Yarın da ordu şeklinde bir adalar buluşmamız var. Sedef’ten dostlarla Heybeli’de yemek. Bak şu artiz(!)liğe sen…
Bu arada gruptan bir arkadaş “bademli kek bir türlü yapmadın da, hep kendinize yapıp yiyorsunuz da” diye vır vır söylenir durur nicedir. Ben hazırlanıyorum valla tam gaz. “Al bakalım sen kek dedin ben makaronları sürüyorum ortaya” diyeceğim yarın. Ama dur bakalım nasıl diyeceğim? Bu makaronlar fırından tam olarak nasıl çıkacak? Daha doğrusu fırından çıkacak da, biz onlara makaron diyebilecek miyiz? Göreceğiz…
Çikolatalısından girdim konuya. Diğerlerinde gıda boyası var. Kullanmam. Çikolatalının içine lavantalı ganaj hazırlayacağım. Şu anda 30 adet makaronu bekleme modunda tepsilere dizdim. Üstü kuruyacak, kabuk bağlayacakmış. Hayal ettikçe yaşar insan diyorum. Yarım saatten fazla oldu pek de kurur halleri yok ama artık kısmet. Süre sonunda fırına girecekler. Mecbur 🙂
Akşam saat 9 sonrası önce melisa çiçekli madeleine hazırladım. Kendisi şu anda dolapta. Yarın pişireceğim. O da Cafe Fernando kitabından. Bu beşinci yapışım. Şahane bir tarif. Yazısını yazacak vakit olmadı. Lakin dostlar arasında namı aldı yürüdü. Ardından pasticotti hazırladım. Hamuru ve kreması. Şu an onlar da dolapta. O da bu senenin Puglia seyahatinden mutfağıma giren şahane bir şey. Kısacası makaron bu gecenin üçüncü tatlısı.
Çüş diyenler olabilir. Ben ağız dolusu dedim zaten. Siz zahmet etmeyin nolur. Bu arada dolunay dönemlerinde; öncesi-dolayları-sonrasında tavsiye ederim. Sinirler zıp zıp, baş kazan modundaysa terapi niyetine bol bol tatlı yapınız… Birşeyciğiniz kalmıyor.
Ve fakat ayaklarım zonkluyor şu an. Bilahare tamamının sonuçlarını, görsellerle desteklemek suretiyle buradan daha sonra paylaşacağım.
Kısmet diyelim…
Aslıcım yazını Bodrum yolunda medeniyetten uzak bir yerlerde okurken tatlı krizim tuttu desem . Bu arada arkadaşım sen artık kabına sığmaz hale geldin bu bakery konusunda bravo 👏👏
BeğenLiked by 1 kişi