Gözlerimi açtım. Zifiri bir karanlık. Sabaha karşı bir saatte değiliz çok belli. Ama gecenin kaçındayız ben onu bilmek istiyorum. Başucumdaki telefondan anlıyorum saat iki sularında yüzdüğümüzü. Canım sıkıldı. Dağlar, tepeler, yeşillikler tamam da rüyada anneyi ölü görmek ne demek işte onu bilemiyorum. Yataktan kalkıp uzun koridordan ağır ağır düşüncelerle geçiyorum, düşüncelerim yoğun.
Sokak lambasının ışığı mutfağa vuruyor. Gecenin körü, her yer simsiyah ama bizim mutfak yanar döner meyve tabağı. Bir bardak su alıp camları kontrol ediyorum. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor. O uğultu sesi dışardan geliyormuş. Dağınık düşüncelerim su bardağında toplanınca farkedebiliyorum rüzgarın uğultusunu. Evde olma hissi o an içimi ısıtıyor. Dışarıdakileri düşünüyorum. Sokaktaki kedileri, köpekleri, katilleri, eğlenceden dönenleri.
Hava soğuk ve ıslak. Evdeyim. “çok şükür” diyorum sesli sesli. Çok şükür ki tüm gördüklerim rüyaydı. Mehmet uyanmadan odaya dönmek üzere hareketlenirken caddenin karşısından manevra yapan arabanın farları gözümü alıyor. Çok uykum var. Kendimi yatağa boylu boyunca atmak istiyorum. Ağır ağır süzüldüğüm koridordan geri dönüşüm hızlı ve çevik. Beyaz çarşaflara gömülüyorum. Kafam yastığa değmeden uykuya geçmiş olmalıyım çünkü arasını hatırlamıyorum.
…
Kahve kokusu ile uyanmak, benim de sabaha dair fantezim bu. Çok basit değil mi? Her şey basit olduğu ölçüde güzel olmuyor mu zaten? Ama ev kahve kokmuyor. Mehmet de yok. Üstelik dışarda da bir patırtı, telsiz sesleri… Neler oluyor demeye kalmadan kapı çalıyor.
Kapıya ışınlanıyorum can hıraç.
-“Kim o?” sesim çatırtılı çıkıyor.
-“Polis”.
Donup kalıyorum. Elim ayağım boşaldı galiba, yığılacak gibi oluyorum yere. Ama dur bakalım Şahika, ne diyecekler, önce onu duy sonra yığılırsın diyorum kendi kendime. Ah Mehmet ah !, sabah sabah neredesin sen yine?
Polis üniformalı iki kişi. Beton yüzleri ile konuya giriyorlar. Dün akşam sokakta bir kadın cesedi bulmuşlar. Karnından bıçaklanmış. Katil kadının üzerine beyaz çarşaf örtmüş. ‘Bir pamuk pamuk bulutlar ve yemyeşil çimenlikler eksik’ diyorum kendime. Rüyamın içinde miyim yoksa dışında mı kafam karışıyor bir an. Olayla ilgili kim ne görmüş, duymuş diye kapı kapı dolaşıyorlarmış. Anlattıkları olay tasviri kabaca benim rüyaya denk geliyor. ‘Aaa dün gece rüyamda gördüm ben o kadını, annemdi ama. Anlattığınız daha genç bir kadınmış, hem de sarışın’ diyemiyorum (!) elbette. Bu ne cıvıklık deyiverecekler. Üstelik beyaz geceliğimle kapıda pek bir hafif meşrep duruyorum. Polislerden birinin gözü göğüslerime doğru kaydığında kılığımı farkediyorum. Toparlanıyorum hemen. Bedenim kapının arkasına ışınlanıyor anında, kafam kapı aralığında hala, uzattıkları telefon numarasını alıyorum ve kapıyı, o polisin suratına küüt diye kapatıyorum. Biraz gürültülü mü oldu acaba?
Mehmet nerdesin sen? Telefonum nerde benim?
…
Bizim sokakta hiç kamera yok. Kervan geçmez sokak. Adı üstünde. İn ve cinler dışında bir de evladiyelik komşularımız. Sarışın kadın bizim mahalleden değil. Orası belli. Peki kim? Burada ne işi vardı? Araştırıyorlarmış. Hayatımızın rutini fazla sıkıcı gelmiş, aksiyon katalım demişler sanki. Gece üç sularında olmuş olay. Ben iki buçuk gibi çıktım o sulardan. Hemen arkamdan olmuş demekki.
Kapı çalıyor. Hay Allah yine ne soracaklar ki?
-“Kim o?” O sırada kapının zincirini takıyorum.
-“Mehmet ben açsana kuzum.”
Dün geceki olayın hepsine hakim giriverdi içeri Mehmet. Sokakta ona da sorular sormuşlar. Veysel bakkalın anlattığı kadarıyla ölen bir hayat kadını. Karşı apartmandan Aysel hanım görmüş olayı gece. İki adamla sokağa girmişler. Biri pezevengiydi galiba demiş. İtişip kakışırlarken pezevengi sandığı adam bıçaklamış kadını. Diğer adam tabana kuvvet kaçmış. Pezevenk olacak adam da sakince arabasına binip uzaklaşmış. ‘Hayır gece gece beyaz çarşafı nerden bulup üzerine örtmüşler?’ diyesim geldi. Mehmet aklımı okumuş gibi,
-“Veysel efendi kadını sabah kanlar içinde sokakta görünce okul saati çocuklar görmesin diye üzerine Aysel hanımdan çarşaf alıp örtmüş”dedi. Hemen ardından da son derece kaygısız
-“Çay mı yoksa kahve mi koyayım? Poğaçalar soğumasın” diye sorunca kapıda bir kez daha donup kaldım.
not: Resimdeki çalışma Harun Antakyalı‘ya, fotoğrafı ise bana aittir.
Müthişti bir çırpıda heyecanla okudum Harikasın harikasın harikasın o kadar İdil
DL iPhone’umdan gönderildi
BeğenLiked by 1 kişi