Hayat ve “anlam” faktörü

Hayata ne çok, ne büyük anlamlar yüklüyoruz? Ne çok bekleyerek geçiyor zaman? Yazın sıcaklar bitsin, kışın soğuklar dinsin. Ay başında olmaz, sonunda yeni bir işe başlanmaz ! Bekleyerek yiten nice kıymetli zamanlar…   Bekle, bekle – neyi beklediğini tam da bilemeden çoğu zaman – bekle ve dur bi bekle… Yani yeter beklediğin ! Dal işte hayatına… Dal balıklama,…

Şimdiden başka zaman yok!

Geçmiş ve geleceğin önemi yok… Şimdiden başka bir zaman da yok! Gerisi hep bizim uydurmamız aslında. Yazıyoruz türlü türlü senaryolar. Kimi geçmişten uzamış gelmiş. Kimi henüz yaşanmamış yarınımıza dair. Senaryo yerine doğaçlama girsek hayata pek bir güzel gelecek her şey. Ekşi Elmalar filmini yeni seyrettim. Olsun seyrettim ama. Siz de seyredin mutlaka. Yılmaz Erdoğan şahıs olarak…

Güzeler güzeli Venüs bitirdin bizi bea!

Vallahi de billahi de bittik yahu. Hayır Satürn bu kadar gebertmemişti. Elimizi, kolumuzu kaldıramaz haldeyiz. Böööyle dizlerimizde bir sızlama hali, içimiz çekile çekile ızdırap dolu yolun yarısını çok şükür tamamlamışız meğer. Ve fakat henüz önümüzde 10-15 gün daha varmış. Ey güzeller güzeli Venüs’üm; canım, ciğerim. N’olur bir ilerle yahu! Bitirdin bizi. İçimizi, dışımızı sis bastı….

Bugün kendine farklı baksana…

Farklı bir gözümüz olsa ve hayatımıza onun merceğinden baktığımızda o farklı açıdan kendimizi görebilsek. Ne şahane! Hayatımıza farklı bakabilsek sayesinde. Stresimizi değil de neden strese kendimizi soktuğumuzu görebilsek mesela. Hadi o gün bugün olsun. Mesela bugün neden streslisin? Ne için endişelisin? Kafan kime, neye takılı? Senin yapabileceğin, senin kontrolünde olan bir şey için mi debelenmen?…

Puzzle

Hayat bir puzzle ise bence sadece iki parçadan oluşuyor. Aşağı yukarı herkes bir ruhunun olduğuna sanıyorum inanıyor. Evet senin bir ruhun var!  İnanır mısın? Hatta ruhunun bir ağırlığı bile var-mış. Okumuştum bir yerlerde, bir vakitte. Ölmeden önce ve sonrasında bedenin ağırlık farkından yola çıkarak ruhun kaç gram olduğunu hesaplamışlar. Ve yine hemen hemen genel kabulde…

Kafamdakiler

Hepsini sıraya koymaya çalışıyorum ancak düşüşünceler akıp gidiyor. Aslında bir açıdan iyi diğer açıdan huzursuzluk verici. İyi çünkü zaman da akıp gidiyor. Demek ben de o zamanın içinde akıyorum diyorum. Sonra o ses konuşmaya başlıyor. Şunu yapmadın, epeydir yazmadın, oraya gidemedin, şu kitabı okumadın hala diye. vır vır vır vır… Olsun ama sen de kara…

Hoş geleceksin elbet 2017 !

Şadece kendi penceremden bakıyor olsam aslında hiç yaşamamış olmayı dileyeceğim sene 2014 olurdu. Ancak 2016 bu dünya üzerinden bakmayı seçersek şayet son derece ağır bir seneydi. Dolayısıyla yaşanacakları önceden bilseydim ve seçim şansım olsaydı, geçen sene tam da bugünde, “pas geçelim ve lütfen direk 2017’ye atlayalım” diyebilirdim. Ama bugünkü aklım da 2016’yı yaşadıktan sonra bugünkü aklım oldu. Yoksa…

Ruhumun Toksinlerini Attım

Ben kimim? Neyim? Nereye gidiyorum? Bu dünyadaki amacım nedir? Doğru ya. Bir amaç olmalı. Her bir bireyin dünya üzerinde bir etkisi mutlaka olmalı. Negatif veya pozitif. İyi veya kötü. Siyah veya beyaz. Ömrüm boyunca sadece kendi kendime mi hayrım olacak? Sadece kendime ve aileme kadar mı yeteceğim? Peki ya diğerleri? Başkaları için ne yapabilirim? Kendimin…

Bence uzaktan daha süpersin!

  10 Kasım’da başladı her şey. Sonradan ayanlar da dahil olunca Ata’mın huzuruna çıkanlar sel oldu malum o gün. Her 10 Kasım’da olduğu gibi çok çok duygulandım yine saat dokuzu beş geçe. Ve elbette ağlıyorum o an. Fakat bu sene hüznüm tüm gün sürdü ve bitmedi. Gündemdendir, özlem katlandı tabi vs derken 1 hafta oldu….

10 Kasım

Yıl 1938, Yıl 2016… Zaman aktıkça sen de damarlarımızda akmaya devam edeceksin… Sen olmasaydın, bugün bu topraklarda O-LA-MAZ-DIK nokta. Ruhun şad olsun…