İyilikler üzerine

Çokça kırmızıya bürünmüş, dengesiz enerjisiyle bol iniş ve çıkışlı bir duygu yoğunluğunda, akamadığımız gündelik hayatımızın içinde en azından nefes almaya devam etme çabasındayız. Kurtardığımız günlerimiz (!) kaderine küskün bir seyirdeyken içgüdüsel olarak en kötü gelişmeleri duymak üzere sabah her yataktan kalkışlarımız, kalbimizi daha da kavurur halde. Maalesef.

Çokça kabullenilmişlik, çaresizlik hissinin yarattığı sanal parmaklıklar ardına, iktidarın sopasına dahi gerek kalmadan, bizler kendimizi hapsetmiş durumdayız nicedir. Tadımız, tuzumuz kalmadı. Oysa direnmek, spekülatif şekilde zerkedilegelen “en doğru olanı” reddetmek elimizdeyken. Çünkü sorgulayabilelim diye bir beyne sahibiz ya işte. En az kullandığımız uzvumuz.

Özgür irade diye bir şey esasında yoktur da. Bizler atalarımızdan beri öğrenegeldiğimiz davranış kalıpları içerisinde insan robotlarız esasında. Bu sebepledir ki, günümüz gerçekliğinde, ezber ettiğimiz söylemlerimizin ve de bitkisel hayatımızın dışına çıkıp özgün davranışlar sergileyebilmek ve kendi özgün gerçekliğimizi yaratabilmek için çokça hayal kurmaya, belki de çokça saçmalamaya ihtiyacımız var. Pusulamızın kalplerimizde kelebekler uçuşturan anların olduğu yöne doğru akması gerekirken, doğduğumuz andan itibaren yüklenen kalıplar içerisinde irademizden söz edemeyiz maalesef.

Maalesef esiriz.

AI denen gündemin en top konusuna, gelecekle ilgili en hararetli tartışmaların baş kahramanına veya onu nasıl kullanacağımız dertlenmelerine gerek yok. Ihtiyacımız olan kalp sesisimizi dinlemek. İnsan olduğumuz gerçeğini idrak edebilmek. Ve belki de en önemlisi, bu vesile ile insan olmaya dair en önemli şart olan vicdanımızın ateşini harlayabilmek.

Çok romantik, pek polyanna olabilir belki ama uzunca bir süredir yaşadığımız, pandemi ile birlikte yoğunlaşan kötü senaryolar dönemi, biz insanımsılara insan olduğumuz, birlik olmamız gerektiği gerçeğini hatırlatıyor. Buna canı gönülden inanıyorum. Gazze’de ölen, katledilen, açlığa mahkum edilen insanların, özellikle de çocukların görüntüleri yüzümüze yüzümüze bu gerçeği çarpıyor nicedir. Kimi en başından yandı kavruldu, isyan etti, kimi yeni yeni sesini yükseltiyor. Ama artık dayanamıyor. Vicdanlar artık kavruldu. Yanan ormanlar gibi, ağlayan çocukların gözyaşlarında boğuluyoruz artık. Aslolan içine sıkıştırıldığımız pek dar alanlarımız içinde, sırt üstü devrilince çaresizlikle debelenen kakalaklar gibi, tepki vermek değil. Bunlar öğrenilmiş, beklenen şeyler belki de.

Aslolan insan olduğumuzu hatırlamak, olması gerekeni talep etmeye cürret etmek, ve direnmek dayatılana. Aslolan ses çıkarmak değil, istediğini dayatmak. Seçilmişlere varlık sebeplerini hatırlatmak. Daha çok okumak, sorgulamak ve dayatılmış çaresizlik kalıplarından sıyrılıp özgün sesimizi duyurmak.

Günün sonunda hepimiz insan gibi yaşamayı hakediyoruz. Bu dünya hepimize yeter esasında. Ve bu dünya, bizlerin sözümona hür iradesiyle (!) seçtiği liderlerin tapulu malı değil. Bireylerin olmadığı toplumlar, insanın içinde yeralmadığı bir düzen olamaz. Varsın AI olsun. AI gücüyle herşeye el konulsun. Kim, kimi yönetecek?

Dolayısıyla, bir kendinize gelin ey insanlık.

Sömürmek yerine paylaşmak.

Doğaya saygı duymak.

İhtiyacımızdan fazlasını tüketmemek.

Sosyal medya veya benzeri hipnotik alanlardan kendimizi koruyabilme yöntemleri geliştirmek.

Sakinlik ve huzur alanlarımız nerelerse, onların içinde nicedir kaybettiğimiz kalbimizin sesini duymaya çalışmak.

Çocuklar. Evet, tüm bunlar çok masalsı geliyorsa belki çocuklar size ilham olur, sebep olur. Çocukları korumak. Kötü ellerden, sapık zihniyetlerden, bolluk içinde açlık yaşatma gayretindeki kötücüllerden K O R U M A K.

Boş boş, bazen de göz seyirmeleriyle bakakaldığımız kötünün kötüsü haberlerden, instagramda elalemin nerede tatil yaptığı saçmalığından, çok önemliymiş gibi göz kalemini nasıl çekmeli video sarmallarından bir kurtulup, kafamızı bir gayret o sanal gerçekliğin dışına, kalan temiz hava alanlarına çıkarmak gerek. Ve elbette derin derin nefes almak oralarda.

Çocuklar pusulamız olursa, onların saflığı, objektif ve net bakış açıları pusulamız olursa, işte o zaman belki sönmüş vicdanlar canlanır. Harlanırsa vicdanın ateşi, tüm kötülükleri boğabilme gücümüz olur, bu bizim kalkanımız olur.

Tüm aksiyon filmlerinde, onlarca kötülüğe ve güce rağmen hep direnen iyilik hareketi kazanır sonunda.

Gandhi’yi hatırla. Üzerinde güneş batmayan krallığı “pasif direniş” ile dize getirmiş bir liderdir.

Atatürk’ü hatırla.

Memleketin tüm tersanelerine girilmiş, kaleleri işgal edilmiş, bütün orduları dağıtılmış, iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini memleketin önüne koymuş olabilirler, şartlar ne kadar karanlık olursa olsun, gençler, çocuklar en önemli hazinemiz ve bizlere düşen görev onlar için, onları düşünerek hareket etmektir, demiş. Kapkaranlık bir dönemin içinden aydınlık bir Cumhuriyet yaratılabildiyse, birisi buna inandıysa ve bunun hayalini kurabilme cesaretini gösterdiyse, ve bizler de bunun sefasını çok da çaba sarfetmeden bir yüzyıl yaşadıysak…

O sebeple, tüm bu kötü senaryolar içinde figüran rollerinde sürünmek yerine, kendi hayatımızın başrolünü talep etmek hakkımız var. Hayal ederek başlayalım. Ne olsaydı kalbin güm güm atardı mutlulukla? Çocukların kahkahalarını dinleyebilmek için, belki de onları korumak adına büründüğümüz gardıyan rollerinden, gözlerini korkutup, sözde koruyabilmek için türlü hikayeler, belki dövüş teknikleri anlatmak, öğretmek çabası yerine, kalplerini ısıtacak güzel hikayeler anlatsak. Hayal kurmalarını teşvik etsek, kuşa, böceğe, hayvana nazik davranmayı, birbirlerine nazik davranmayı öğretmek gayretine girsek, yani önce kendi çevremizden başlasak, kendi çöpümüzü temizlesek, hayvanları örnek alsak mesela…

Ufacık bir çaba kendi adımıza ama iyilikleri büyütebilecek dev güçte işler bunlar. Sırüstü debelenmekten iyidir.

Dilerim olsun. Dilerim dünya güzelliklerle dolsun.

Dilerim kalpler iyilik için atsın. İnsanın insana eziyeti, zulmü son bulsun.

Dilerim çocukların işi gücü oyun olsun. Kahkahalarıyla içimizi ısıtsınlar. Dilerim çocuklar her gece, sıcak yataklarına, karınları tok, yüzlerinde tebessümle, güven içinde girsin. Dilerim rengarenk rüyalar görsünler.

Dilerim bize dayatılan çaresizlikleri satınalmaktan vazgeçip, olabildiğince özgür irademiz ile bu film setinin dışına çıkabilelim.

12.08.2025

Not: İçimden geçenleri geçen senenin Ağustos ayı ortasında yazmışım. Elbette, sonra, daha sonra, diye diye draft olarak kaydetmişim yine. Neyi bekliyoruz ki hayatta? Tek ve biricik bir ömrümüz var bize bahşedilmiş. O günden bugüne sanki pek değişen bir şey yok. Sadece daha da berbat, bakmaya değil, okumaya dahi kalbimin dar geldiği yenileri eklendi. Yine çocuklar, ah çocuklar yine hırpalanan, güneşli olabilecek hayatlarından koparılan. Ama işte hepsi bir bir ortalığa saçıldı, tüm kiriyle.

Bunları yıkayacak yağmurlar gelsin dilerim. İçimizi ısıtacak güneş ise hemen ardından.

Dilerim çocuklara uzanan tüm eller taş olsun.

İyilik dilerim.

Diren ey insanlık.

Diren ki insan kalabilesin.

Yorum bırakın