“Bir Başkadır”’ı seyrettim.
Çok çok beğendim. Hala ayakta alkışlıyorum tüm kadroyu. Çok teşekkürler.
Dün akşam bitti. 8 bölüm. Kısa kısa. Net, biraz uzun planlarda, bazen daralır gibi olsanız da düşünecek zaman vermiş sanki yönetmen. Sanki, ‘kendinle başbaşa kalıp sahnenin tahlilini yap ey güzel insan’ der gibi o uzun uzun ve sessiz sahneler. O uzun uzun ve sessiz sahnelerde karakterlerin yalnızlıklarına ortak olasın diye belki de.
Son tahlilde topluca geldiğimiz yalnızlık halimizin vesikalık fotoğrafları gibi. Her ne yaşamış ya da yaşıyor olursak olalım, hepimiz insanız günün sonunda. Utandığımız, bastırdığımız, içinden bir türlü geçemediğimiz, nereye koyacağımızı bilemediğimiz gizli gizli duygularımızla başbaşa ve yalnızız. Ne düşündüğümüzün çok da önemi yok, ne düşündüğünü soran da yok ki zaten. Ezelden gelen önyargılar, anadan, babadan, mahallenin hocasından öğrenilen ezberler. Şekiller var sonra. Düşündüğün için tutuklanmak, söylediklerin için dışlanmak, olduğun gibi olamamak, hissettiklerini kendine dahi söyleyememek meselesi var. Hepimiz hapsolmuşuz tutukladığımız duygularımızın zindanlarında.
Sebepler çok da önemli değil sanki, bir sebebi var mutlaka. Neticede bizim korkularımız var kendimiz olmaktan mütevellit. Bununla beraber, her şeye rağmen ve her şeyden önce de sen varsın be kardeşim. Bir insan olarak varsın yani. Eğitimin, ailen, yaşadığın ev, paran, cinsiyetin, cinsel tercihin, tuttuğun takım, siyasi görüşün, inancın, inançsızlığın değil, sen varsın.
Bir başka açıdan bakalım birbirimize, İNSAN tarafından bakalım demiş sanki yönetmen.
Bir Başkadır filminde birbirinden çok farklı gibi hayatlarda, bas bas bağrılan bence çokça buydu. Yargılamadan, yargılanmadan yaşayabilelim. Yoksa hepimiz maskelerimizle yaşıyoruz. Bakmayın takmıyorlar dediklerine (!)
Özgürleşebilmek için elbette cesaret gerek. Bunun için yola çıkmak gerek. Yoksa o güzel yürekler hep tutsak. Ruhsal, zihinsel, fiziksel engelliler olarak yaşadığımızı zannederek nefes alır veririz, yalnız ve kederli yalnızlığımızda.