4

Yine yazmışım ve fakat post etmemişim. Başlık da koymamışım. Numara dört bir yazı. Yolda eve dönerken şahane kelimeler uçuşuyordu aklımda, şu an net olarak anımsayamadığım. İşte böyle oluyor. O an arabayı kenara çekip, kağıt kalem, klavye parmak girişmem lazım, yoksa gidiyor. Hissi elbet baki ama o anki kelimelerin muazzam dizilimi, o sihir bir şekilde bozuluyor…

Çilek & Meşe

Kırlarda son hızla koşarken, birden koca meşe ağacının karşısında frene basıp patinaj yaparak durdu Çilek. – Selam ! dedi; tüm heybetiyle karşısında duran Meşe ağacına. Sonra da duraksamadan koştu sarıldı, kollarını en kocaman açarak. Bir elektrik akımı tüm yüreğine yayıldı. Isıttı tüm vücudunu. Yayılan enerjiden gözleri doldu, aktı hatta bir kaç damla, göz pınarlarından. Meşe…

Brimstone

Geçen haftasonu sinemaya gittim; “Brimstone”. Epeydir dikkatimi çeken bir filmdi. Bununla beraber derdi nedir tam olarak da bilmediğim bir filmdi. Ama afişi falan dikkatimi çekmiş işte bir kere. Gittim. Bir hayli karanlık baştan söyleyeyim. Bir insanın girebileceği en karanlık hallerden potpori yapmış yönetmen. Bir de Hollandalıymış yönetmen. Tak tak tak diye kıvırmadan anlatıyor derdini. Kısaca…

Ferzan’ın İstanbul Kolajı…

‘Küfür edesim var, tükürükler saçarak hem de’ dersin. Herkese, ama en çok da belki kendine. ‘Haykırasım var aşkımı, bulmuşum işte ömrüme bedel olanı. Eminim hatta’ dersin. İçinde kalsın istemez, gönlünün düştüğü de bilsin istersin. Çaresizce aşkına sarılmak istesen de sarılamazsın işte… Çocukluğunda haykıramadığın, en sevdiğin olması gereken o en heybetli adama; babana böğürerek ‘senin yüzünden’ diye bağırmak…

La La Land, müziklerine doyamadığım.

Bu sene seyrettiğim en güzel film. Bekleyişim çoook uzun sürdü. Beklentiler önceden set edilirse hayal kırıklığı daha büyük olur derler. İnanmayın. Çok sıcak. O kadar ki buz tutmuş kalbiniz ısınıyor filmde. O kadar samimi ki, o kadar basit, o kadar hayata dair, o kadar özgün, o kadar naif, o kadar hüzünlü… O kadar ki yani…