Varolmak üzerine

Bu sabah yine çok enteresan bir yerden çoook enteresan başka bir yerlere savruldum ve uzunca bir süredir içimde itişip kakışan, artık akamadığı için belki de şişkinlik yapan kelimelerim dökülmek istedi. Bunu da akıyorken (!) denk geldiğim bir isim ve oradan da dan diye sabahıma düşen bir şiir tetikledi. Şiir ve kendi çapımda yapmaya çalıştığım çevirisi…

Yaşam nedir?

Şimdilerde mümkün olduğunca uyanık kalabilme mücadelesi. Başı ve elbette sonu olacağı o en başından belli, her faniye özel zaman kesiti. Derin nefeslerle içimize çekmeye çalıştığımız, dünya düzleminde bize tahsis edilen bedenimizin her daim bizimle olan yorgun ruhumuza eşlik ettiği, adına hayat denen süremiz. Ve fakat buna rağmen, insanoğlunun birbirine -sanki hiç ölmeyecekmişcesine aç gözlülükle- dar…

Vicdan

Açıkçası kelimeler çok da yeterli değil, hislerimi nasıl ifade edebilirim bilemiyorum. Tarihin en karanlık günlerine adı yazılı/kazılı birçok lider var. Okuduk vahşiliklerini, acımasızlıklarını. Bunlar tarihe not ediliyor ki tekrar yaşanmasın, yaşanmış olanlara bakıp ders alınsın. Hitler gelir ilk akla mesela, modern zamanlar içerisindeki en acımasız lider olarak. Bu zamanların da ötesine evrilmeye çalışan insanlığın, evrildiği…

Joan is Awful

Oldu bir süre seyredeli. Black Mirror serisinden bir bölüm bu; “Joan Is Awful” Seyrederken koltukta oturamadım. Heyecanım tamamen senaristin muhteşem zekasına dairdi. İnanılmaz incelik ve çarpıcılıkta bir anlatım. Kafasındaki mesajı tokat gibi bırakıyor ortaya Charlie Brooker. Black Mirror serisinin tamamını seyretmedim. Bir kaç bölüm. Genel olarak hepsinde de çarpıcıydı anlatımlar. Teknolojinin gelişimi, ve üzerimizde yarattığı…

Sanki

Yaz yaz yaz. Yazıyorum bir kenara tüm zihnimi. Belki, kimbilir, bir anda pandoranın kutusu açılacak ve içinden çıkacak beklenen nicedir. Son zamanlarda kafam çorba. Sebze çorbası. Ordan burdan, daldan budaktan, ne ararsan içinde. Kafamın içindekiler, ruhuma işlenmişler, yapmak istediklerim, hayallerim, engellerim, seçimlerim, sorumluluklarım, gündemim. Hepsi birbirine girmiş durumda. Yapmam gerekenlerle, isyanlarım birbiri içinde. Sanki koşuyorum…

Dilerim

Depremin yarattığı sarsıntıdan öte sallanıyor ve sınanıyoruz.  İnsan olmak parantezine girebilmek çok uzaklarda bir hayal gibi. Sen-ben-biz-siz-onlar ! Devlet nerede diye seslenen halkına, cumhur-ittifakı olarak buradayız diye cevap veren bir hükümet. Halk devleti görmek istiyor oysaki, tüm organlarıyla. Yakınlarını bulabilmek, enkazın altından çıkarabilmek için askerini, akutunu, afadını; cenazelerini kaldırabilmek için, savcısını; güvenliğini sağlaması için en…

Sevdiklerim Erol Evgin

Yazılarca, sayfalarca… Ama öyle böyle değil sadece ve sadece yazasım var. Sanki yazdıkça dağılacak ve değişecek bu sahne. Aydınlanacak ortalık. Kendi yazmak eylemim ya da yazdıklarımdan ötürü değil de, his işte. Rahatlatıyor beni neticede.  Ve fakat imkan kısıtlı. Hem güzel ülkemin, algımın darlığından geçemeyen yasakları var. Hangi sözün nereye nasıl itiştirilip çekileceği asla tahmin konusu…

Güle güle demek çok zor

Göğsümün üzerinde koca bir öküz. Oturmamış da çökmüş oraya. Çok da ağır. Nefes alırken kemiklerim ağrıyor. Göğüs kafesimi açamıyorum. Nefesim yetmiyor çünkü. İçtiğimiz o son margaritanın bol limonlu tadı hala damağımda. “gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar” diyorduk en son avaz avaz, sanki sezermiş gibi. Mutluydun çok, mutluyduk çocuklar gibi, gece yarısı yakamozlarla yüzerken. Kahkahaların…

Yine bir Corona günündeyiz

Yine ailecek evde oturuyoruz. Öyle günlere gelmişiz ki alışveriş listesine motor yağı eklemeli mi, paslanan eklemlere ne gerekir ki diye düşünceler uçuşabiliyor zihnimde. Koronada sınırdayız yani. Duygulara girmiyorum, kalmamış o nadide papatyalardan eser, hepimiz roboto bağlamışız. Geyik üstüne geyik anlayacağınız. Kafamda bin tane şey yani. Ama geçiniz hepsini. Az önce duş aldım. Anlatacaklarım gayet genel…

Çizgili Pijamalı Bruno, beni mahvettin…

Ahhhh ki ne ah.. Bruno beni mahvetti… Bu kadar derin, hazin, tarihin en acılı, en utanç verici sayfalarında yerini almış, zaman geçtikçe, o sayfalar her açıldığında, insanın kalbinde yarattığı hüzün dalgası asla azalacak gibi olmayan bir dönemi bir çocuğun gözünden bu kadar yalın anlatabilir bir yazar. Adı; John Boyne. Kendisini hiç tanımıyorum. Okuduğum ilk kitabı; “Çizgili…