Mantarlı Quiche (Kiş)

Quiche (kiş) benim için Yıldız demek. Kendisi de bu yazıyı okursa muhtemelen o zaman öğrenecek. Yıldız benim çook sevdiğim bir güzel insan. İlk kiş tarifini bana Yıldız vermişti. Ondan öncesinde Paul Cafe’nin kişlerinden ötesini pek de bildiğimi söyleyemem. Çoook yıllar yıllar öncesinden bahsediyorum elbette. Sanıyorum artık Paul Cafe’ler de kalmadı. İlk yaptığım kiş; Jambonlu Kiş…

Koronatak

Bu turtaya ve altında yazanlara bakıp gözyaşlarına boğulmam normal midir? Yoksa bir korona atağı mı geçiriyorum şu an? Aynen de öyle oldu! Gün bitiminde, ufaklık yattıktan, abisi odasına nadiren çekildikten sonraki saatlerde bakabiliyorum birşeylere; haberlere, instagrama, emaillerime. Akşamla gece arası bir zaman dilimine sıkışıyorum çoğunlukla ben. Ondan öncesi evi temizleyen, yemekleri yapan, ütüleyen, alt değiştiren…

Ömür dediğin…

Ömür dediğin kaç sene eder?  Bilinmez elbet. Bir süre biçmek zor. Ama bu kadar kısa da olmamalı. Henüz ömrünün baharında, henüz yarısını bile doya doya yaşamadan göçmemeli bu dünyadan. Zamansız gidişler, ardında yüreği dağlanan analar bırakır. Allah o analara sabır versin.

Çizgili Pijamalı Bruno, beni mahvettin…

Ahhhh ki ne ah.. Bruno beni mahvetti… Bu kadar derin, hazin, tarihin en acılı, en utanç verici sayfalarında yerini almış, zaman geçtikçe, o sayfalar her açıldığında, insanın kalbinde yarattığı hüzün dalgası asla azalacak gibi olmayan bir dönemi bir çocuğun gözünden bu kadar yalın anlatabilir bir yazar. Adı; John Boyne. Kendisini hiç tanımıyorum. Okuduğum ilk kitabı; “Çizgili…

Niyet

Gezegenler acayip açılardan birbirine göz kırparken, sen ne bakarsın öyle boş boşşşş? Sen de bak. Kırpıştır gözünü şöyle yandan yandan. Sen bilirsin yani. Ben de bir takım bakışlar atıyorum elbet, kendimce. Hatta flört ediyorum gezegenlerle. “Gelin de iki lafın belini kıralım” diyorum mesela. İletin diyorlar güzel mesajlarınızı, ben de onu yapmaya gayret ediyorum işte. Kendim…

Çilek & Meşe

Kırlarda son hızla koşarken, birden koca meşe ağacının karşısında frene basıp patinaj yaparak durdu Çilek. – Selam ! dedi; tüm heybetiyle karşısında duran Meşe ağacına. Sonra da duraksamadan koştu sarıldı, kollarını en kocaman açarak. Bir elektrik akımı tüm yüreğine yayıldı. Isıttı tüm vücudunu. Yayılan enerjiden gözleri doldu, aktı hatta bir kaç damla, göz pınarlarından. Meşe…

Yazmak lazım

Uzunca bir duraklama dönemi oldu biliyorum. Ama artık vücudumunun bir dile gelmediği kaldı. Her bir organımdan uyarı sinyalleri alıyorum. “Artık yeter” diye! “Düşün de bul” diye! “Hayır orası değil bu taraftan gideceksin” diye! “Kendini oyalama artık” diye! Bunlar çok karmaşık, anlamsız gelebilir. Nasıl baktığınla ilgili. Çok uzun zamandır hastalıklar ve onların altında yatan mesajlar konusunda…

Madeleine/ Cafe Fernando favorim…

Geçen sene boyunca Cafe Fernando‘nun kitabındaki tüm tarifleri yapıp buradan kendime kadar olan yorumlarımı yayınlamaya niyet etmiştim. Niyetim geçerlidir. Sadece geçen senenin içine sığmadı. Buradan yazamadım ancak kitabın yarısını sanıyorum denedim. Denemeye de devam ediyorum. Deneme tarihleriyle not almışım tariflerin  üzerine kendimce notlarımı. Hatta bazılarını defalarca yaptım. Madeleine (madlen) bunlardan bir tanesi mesela. En sevdiğim keklerden birisi….

Big Little Lies

Ne kadar uzun bir vakit olmuş. Hep aklımda yazmak aslında. Ama elim bir türlü gitmiyordu işte. Gitse de gönlüme birşey düşmüyordu. Ama seviyorum yazmayı. Hayatımda ilk defa belki çok da umrumda olmadan yaptığım için kimbilir. İçimi kusmak gibi. Bunu kimsenin onaylamasına ihtiyacım yok. Kusuyorum işte. Beğenmezsen okumazsın. Evet alenen ortaya hönkürüyorum ne diyeceksem. Ama yine de bunun bir yere…

Kasım

Yazıp çizemesem de epeydir, hayat tüm hızıyla akıyor benim için son aylarda. Ekim’in gelişini hayal meyal, bitişini kesinlikle anımsamıyorum. Kendimi senenin en sevimsiz ayının içinde, üstelik son derece hazırlıksız buldum bu sene. Sevmem Kasım’ı öteden beri. Demem odur. Hüzündür Kasım. Atam’ın gidişidir, bir de koca bir senenin bitişinin habercisi… Her yanı hüzün kaplı yani. Tam kış…