Oldu bir süre seyredeli. Black Mirror serisinden bir bölüm bu; “Joan Is Awful” Seyrederken koltukta oturamadım. Heyecanım tamamen senaristin muhteşem zekasına dairdi. İnanılmaz incelik ve çarpıcılıkta bir anlatım. Kafasındaki mesajı tokat gibi bırakıyor ortaya Charlie Brooker. Black Mirror serisinin tamamını seyretmedim. Bir kaç bölüm. Genel olarak hepsinde de çarpıcıydı anlatımlar. Teknolojinin gelişimi, ve üzerimizde yarattığı…
Kategori: Sanat
Sevdiklerim Erol Evgin
Yazılarca, sayfalarca… Ama öyle böyle değil sadece ve sadece yazasım var. Sanki yazdıkça dağılacak ve değişecek bu sahne. Aydınlanacak ortalık. Kendi yazmak eylemim ya da yazdıklarımdan ötürü değil de, his işte. Rahatlatıyor beni neticede. Ve fakat imkan kısıtlı. Hem güzel ülkemin, algımın darlığından geçemeyen yasakları var. Hangi sözün nereye nasıl itiştirilip çekileceği asla tahmin konusu…
Bir derdim var …
Haksızlıklara ezelden beri, belki de anne karnına düştüğüm ilk andan beri, iliklerime kadar işlenmiş bir öfke duyuyorum. Zamanında akıtamadığım öfkemi de şimdilerde ziyadesiyle kusuyorum. Haksızlıkların toplum olarak dip noktasını gördüğümüz bir döneme denk gelmesi belki de tesadüf değil. Belki de gezegenler, ay, yıldızlar öyle istiyor. Ben bir bireyim. Ne kadar basit değil mi söylemesi? Ve…
4
Yine yazmışım ve fakat post etmemişim. Başlık da koymamışım. Numara dört bir yazı. Yolda eve dönerken şahane kelimeler uçuşuyordu aklımda, şu an net olarak anımsayamadığım. İşte böyle oluyor. O an arabayı kenara çekip, kağıt kalem, klavye parmak girişmem lazım, yoksa gidiyor. Hissi elbet baki ama o anki kelimelerin muazzam dizilimi, o sihir bir şekilde bozuluyor…
Bir Başkadır
“Bir Başkadır”’ı seyrettim. Çok çok beğendim. Hala ayakta alkışlıyorum tüm kadroyu. Çok teşekkürler. Dün akşam bitti. 8 bölüm. Kısa kısa. Net, biraz uzun planlarda, bazen daralır gibi olsanız da düşünecek zaman vermiş sanki yönetmen. Sanki, ‘kendinle başbaşa kalıp sahnenin tahlilini yap ey güzel insan’ der gibi o uzun uzun ve sessiz sahneler. O uzun uzun…
Big Little Lies
Ne kadar uzun bir vakit olmuş. Hep aklımda yazmak aslında. Ama elim bir türlü gitmiyordu işte. Gitse de gönlüme birşey düşmüyordu. Ama seviyorum yazmayı. Hayatımda ilk defa belki çok da umrumda olmadan yaptığım için kimbilir. İçimi kusmak gibi. Bunu kimsenin onaylamasına ihtiyacım yok. Kusuyorum işte. Beğenmezsen okumazsın. Evet alenen ortaya hönkürüyorum ne diyeceksem. Ama yine de bunun bir yere…
Jeannette
Oh, mon Dieu! Bugüne kadar sıkılarak seyrettiğim, seyrederken uyuyakaldığım çok film olmuştur. Tamamını seyretmeye dayanamayıp orta yerinde kapattıklarım da. Ama bu film, bu kesinlikle başka bir başlık altına girer. Kuvvetle muhtemel de uzun süre o başlık altında tek başına takılır. Oysaki ne güzel başlamıştık Film Ekimine. Jeannette’in yorumları çok da kötü değildi. Fransız dahi yönetmen…
Mekanlar ve Yüzler
Film Ekimi başladı. Bu sene ne yalan söyleyeyim öncesinden hiç bir filme bakamadım. Öne çıkanlar şu yana dursun, açıp sayfasını inceleyemedim bile. Kafa olarak henüz Ekim ayına dahi giremedim ki 🙂 Sevgili arkadaşım sağolsun. Hazır çalışılmışı ve dahi biletleri alınmışı var dedi. Liste attı. Bugün ilkine gittik. Hava limonata, İstiklal hafif toparlanır gibi. Şantiye yine elbette…
Tarkan
Yazın başından beri en en en gitmek istediğim konserlerden bir tanesiydi. Buna rağmen gevşek mi gevşek bilet bakma huyumun kurbanı olarak bin tane konser tarihinden bir tanesinde iki adet yanyana koltuk bulamadım. Hatta şöyle ayak ucundan doğru kafamı konser alanına sokabileceğim bir yer bile… Aklım İnönü stadındaki konserinde kalmış. Madonna halt etsin. Kotunu dansçılarına yırttırıp…
Ben Böyleyim
Frank Sinatra – “My Way“, tüm zamanların en en en listemdeki, dinlediğimde tüm hücrelerime kadar işleyebilen bir kaç nadide şarkıdan bir tanesi. Yaşıyor olduğunu suratına suratına çarpar sözleri.. Hayatın son düzlüğünde geriye dönüp baktığında herkesin söylemek isteyeceği sözler aslında. Düşün mesela; günlerden bir gün, belki de ünlü biri olmuşsun mesela. Yaşın da ileri olgunluk mertebesinde…