Göğsümün üzerinde koca bir öküz. Oturmamış da çökmüş oraya. Çok da ağır. Nefes alırken kemiklerim ağrıyor. Göğüs kafesimi açamıyorum. Nefesim yetmiyor çünkü. İçtiğimiz o son margaritanın bol limonlu tadı hala damağımda. “gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar” diyorduk en son avaz avaz, sanki sezermiş gibi. Mutluydun çok, mutluyduk çocuklar gibi, gece yarısı yakamozlarla yüzerken. Kahkahaların…
Yazar: aslif
Zamansız / B.3 Çit
Mehmet nedense bu odayı yenilemek konusunda çok da hevesli değil. Koskoca evi baştan aşağıya yeniledik, bu kadarcık odanın tadilatından ne olacak ki dedim ama nedense inat etti. Kapat bu konuyu, bitti artık tadilat işi dedi. Hiç bu kadar sert tepki verdiğini görmedim. İçerledim azıcık, ne yalan söyleyeyim. Bütün evin tadilatı neredeyse altı ay sürdü. Hepsine…
Zamansız / B.2 Dar Kapı
Normalden daha dar bir kapı bu. Neden böyle yapmışlar ki? Alan mı burada daralıyor? Havalandırma kanalı falan mı geçiyor da genişletememişler acaba? Enteresan. Basbayağı dar yani. Enine bir insan zorlanır geçerken. Allahtan minyonum. Evi gezerken hiç dikkat etmemişiz bak. Sonradan bak neler neler çıkıyor işte. Ne diyeyim yapacak bir şey yok. Bu saatten sonra Hikmet…
Yakamoz
Adına “zamansız” dediğim, demek istediğim bir hikaye üzerinde çalışıyorum bir süredir. Ve çok benzer bir hikayeyi, çok zamansız bir anı, dibine kadar yaşıyorum şimdilerde. Bu sabah yağmurlu bir güne uyandım. Ama ardından güneş, en sevdiğim. Dilerim içinde bulunduğum şu anımın çok yağmurlu havası doğacak güneş ile dağılacak. Hayatın bizi edepsizce tokatladığı bir zaman aralığını sevdiklerimle…
Zamansız / B.1 Telefon
Pudra renkli – ne çok severim bu rengi- şahane iki sütun tüm heybetiyle bu tek katlı yapıyı göğe doğru yükseltiyor sanki. Masmavi bulutlara doğru. Geniş, epeyce hem de. Binanın girişi on metre vardır. Yerler uçuk pembe mermer. Mermerin cinsini, memleketini bilemiyorum, lakin güzel. Albeni der gibi, ne demekse o. Öyle demek geçti içimden. Altı basamakta…
ZAMANSIZ / önsöz
‘Hadi sen de yaz o zaman…’ dedi kendi kendine Guha Diyeceğim çok şey var. Ama kafam çok dağınık. Toparlamaya çalıştıkça daha da çok dağıldığımı düşünüyorum. Konudan konuya, ordan buraya derken zamanın hızına da yetişemiyorum. Su gibi. Yapılacaklar listesi uzadıkça uzuyor. Bir yoldayım evet. Öyle derler ya, işte o dediklerinden. Biliyorum yolda olduğumu ama ben yolun…
Bir derdim var …
Haksızlıklara ezelden beri, belki de anne karnına düştüğüm ilk andan beri, iliklerime kadar işlenmiş bir öfke duyuyorum. Zamanında akıtamadığım öfkemi de şimdilerde ziyadesiyle kusuyorum. Haksızlıkların toplum olarak dip noktasını gördüğümüz bir döneme denk gelmesi belki de tesadüf değil. Belki de gezegenler, ay, yıldızlar öyle istiyor. Ben bir bireyim. Ne kadar basit değil mi söylemesi? Ve…
Yazıklar Olsun
Epeydir yazmadım derken zihnimin fonunda Orhan Gencebay çalmaya başladı ve otomatik olarak bu sözler. “Yazıklar olsun, yazıklar olsunKaderin böylesine, yazıklar olsunHer şey karanlık, nerde insanlıkKula kulluk edene yazıklar olsun.” Evet her şey karanlık, ömrümün en karanlık çağından geçiyorum. Uzuncana bir zaman dilimi. Bitemedi maalesef, çağın aslında aydınlığına tezat bu karanlıktan çıkacağımız günlere doğru çentik atıyorum…
4
Yine yazmışım ve fakat post etmemişim. Başlık da koymamışım. Numara dört bir yazı. Yolda eve dönerken şahane kelimeler uçuşuyordu aklımda, şu an net olarak anımsayamadığım. İşte böyle oluyor. O an arabayı kenara çekip, kağıt kalem, klavye parmak girişmem lazım, yoksa gidiyor. Hissi elbet baki ama o anki kelimelerin muazzam dizilimi, o sihir bir şekilde bozuluyor…
Bademli Kek
Koronanın ilk zamanlarını özlüyorum.Korku, endişe, panik daha çok taze o zamanlar.Aşı yok henüz, eller nasıl yıkanırdayız daha.En tepedekinden, en aşağıya kadar kimse aşı kalkanına girmediğinden, bir çeşit mecburi empati ortamı da var sanki. Şimdiki gibi aşı olanlar gevrek gevrek ortalarda salınmıyor henüz. Lebalem ne demek bilmiyoruz mesela.Görece safız, temkinliyiz ama, kurallara daha bir uyuluyor sanki.Ha…