Güne not 17.02.2026

Gün yeni aydınlandı. Takığım bu duruma ben. Hem de çok takığım. Sabahları kalktığımızda güneş ışığını yüzümüzde hissedeceğimiz günlere şarkılar bestelesek acep ne olurdu? Bence güzel olurdu. Birisi için dua ederken, iyi niyetli temennilerde bulunurken bolca kullanın, kullanalım. Güne başlarken güneşin doğuşuna tanıklık edebilelim isterim. Düşünsenize, güneş doğarken kalkmak fikri bile insanı inanılmaz mutlu edebilir. Yani…

İyilikler üzerine

Çokça kırmızıya bürünmüş, dengesiz enerjisiyle bol iniş ve çıkışlı bir duygu yoğunluğunda, akamadığımız gündelik hayatımızın içinde en azından nefes almaya devam etme çabasındayız. Kurtardığımız günlerimiz (!) kaderine küskün bir seyirdeyken içgüdüsel olarak en kötü gelişmeleri duymak üzere sabah her yataktan kalkışlarımız, kalbimizi daha da kavurur halde. Maalesef. Çokça kabullenilmişlik, çaresizlik hissinin yarattığı sanal parmaklıklar ardına,…

Çay Saati

Ne güzeldir di mi çay saati. Günün tam bitmeden, güneşin batmadan evvelsi en nazik saatlerini, sevdiğin bir dostunla paylaşmak vakti. Çay aslında bahanesi. Çay bahanesiyle çok sevdiğim bir dostumu ağırladım bugün. Araya epey vakit girmiş ve fakat biz sanki sohbet arası tuvalet molası vermiş gibi. “Ne diyordum şekerim” diyerek, konular, konuşmalar, duygulanmalar, paylaşılan güzel anılar,…

Kelimeler yerine Gözyaşlarım

Ne kadar romantik bir giriş oldu değil mi? Oysa kendimi tutamıyorum artık. Kelimelerim değil akan bu satırlara. Bence bu başlık o sebeple çok yerinde oldu. Durdum bir an. Yetemeyen derin bir nefes daha aldım. Sonra farkında olmadan tuttum. Son zamanlarda sağlıklı nefes alamamaya başladım yine. Sanıyorum panik atakımsı bir şey yaşadığım. Aldığım nefes yetmiyor. Nefesimi…

Varolmak üzerine

Bu sabah yine çok enteresan bir yerden çoook enteresan başka bir yerlere savruldum ve uzunca bir süredir içimde itişip kakışan, artık akamadığı için belki de şişkinlik yapan kelimelerim dökülmek istedi. Bunu da akıyorken (!) denk geldiğim bir isim ve oradan da dan diye sabahıma düşen bir şiir tetikledi. Şiir ve kendi çapımda yapmaya çalıştığım çevirisi…

Yaşam nedir?

Şimdilerde mümkün olduğunca uyanık kalabilme mücadelesi. Başı ve elbette sonu olacağı o en başından belli, her faniye özel zaman kesiti. Derin nefeslerle içimize çekmeye çalıştığımız, dünya düzleminde bize tahsis edilen bedenimizin her daim bizimle olan yorgun ruhumuza eşlik ettiği, adına hayat denen süremiz. Ve fakat buna rağmen, insanoğlunun birbirine -sanki hiç ölmeyecekmişcesine aç gözlülükle- dar…

Pandemi dönemi komplo teorisi

Çok da geride kalmadı o günler aslında. Elektro şoklandığımız, tüm dünyacak hem de, sosyal medya evimiz misali, bir sıcacık Kuzguncuk kafesi gibi tüm gün vakit geçirdiğimiz bir mecra oldu. Herkesin bu döneme ait bir atıp tutması vardı, vardır elbette. Türlü türlü teoriler üretildi. Buyrun bu da benimki o zaman; Bakın etrafınıza, gençlere, orta yaşlılara, çocuklara,…

BP 1: Introduction à la Pâtisserie Française *

Bir çok açıklaması vardı elbette elimizdeki kitapta bu dersin. Uzun ve afili Fransızca terimleriyle. Ancak benim zihnimde bu ders; “Meyve Salatası” olarak kodlu. Tüm sınıfın elma, ve ama özellikle de armutla imtihanı (!) hatta. A, tabi bir de kaynayan şekerli suya elimizi cesurca(!) daldırdığımız anlar vardı. Çünkü daldırın elinizi denmişti ve başka da bir kaçışı…

Le Cordon Bleu Günlükleri

Ekim 2023 tutulmaları ile başladım adım atmaya. Karar verememek çok zor. Mükemmeliyetçi tarafımdan ötürü tutulmuş vaziyette rüzgarla ordan oraya savruldu fikirlerim. Eylemsizlik içinde milyonlarca düşünce, gelen fikirlerin anında fizibiliteleri ve ertelenen hayaller. Uzun bir süre hayallerimi o kadar ertelemişim ki, ne olduklarını dahi unutmuşum. O kadar ki, bir dönemim de onların neler olduğunu hatırlamaya çalışmakla…

Ne zaman? – Şu an!

Cuma öğleden sonrasında, havayı ister fırtına, ister sel götürsün farketmezdi. Cumalar kutsaldı. Kıpır kıpır, fıkır fıkırdık. Yaşla başla ilgili değildi çünkü hatırımda annemle babamın da programları vardı. Kah misafir gelir kah gider, kah dışarda yemek organizasyonları olurdu. Bişeyler olurdu yahu. Hayatımızın o zamanlarda da griye bürünmüş “haftaiçleri” vardı ama işte Cuma’dan içimize renk gelirdi. O…