Bu sabah yine çok enteresan bir yerden çoook enteresan başka bir yerlere savruldum ve uzunca bir süredir içimde itişip kakışan, artık akamadığı için belki de şişkinlik yapan kelimelerim dökülmek istedi. Bunu da akıyorken (!) denk geldiğim bir isim ve oradan da dan diye sabahıma düşen bir şiir tetikledi. Şiir ve kendi çapımda yapmaya çalıştığım çevirisi aşağıda. Bu arada elbette arada hissettiklerim ve içeride tıkışmışlıktan aceleyle ortaya saçılan kelimelerim de aktı gitti…
360 derecelik yakın ve en uzak çevremizde kuşatıldığımız muazzam bir kaosun içinde yaşamaya zorlanıyoruz. Kuzeyimiz, güneyimiz, pusulamız şaşmış. Işığımız sönmüş, hatta nefesimiz kesilmiş, takatsiz halde ve fakat hep savunmada ve dolayısıyla hayli kaygı yüküyle bekliyoruz. Aslında yeni bir dünya düzeni yazılıyor. İçine çekilmek durumunda bırakıldığımız micro dünyamızın dışında, oyuna yeni kartlar dağıtıldı ve köşeleri başkaları zorlamakta. Her şey çok ani, çok bilmediğimiz yerden ve çok acı verici. Belki de tecrübe etmek zorunda bırakıldığımız, istemsizce şahitlik etmeye zorlandığımız bu karanlıklar içinde amaç, varolduğumuzu en derinden hissetmeye zorlanmamız olabilir. Ya da daha basit bir ifadeyle, köklerimizden sallandığımız bu anlarda aslında yeniden köklenmeye zorlanmamız isteniyor olabilir.
Buradaki özne elbette biziz. Bizi buna zorlayan da…
Nihayetinde savrulmanın, homurdanmanın adımlarımıza bir faydası olmayacağını görmek gerek. Kimse seni duymuyor mu? İçinde kopan fırtınayı, sıkışmışlığı, şaşkınlığı, umutsuzluğu …vs vs. Bunların hiçbirisi görülmüyor mu? Üzerinde yaşadığın topraklarda, ait olduğunu hissettiğin yerde yani, otoriteden seni görmesini ve sana hizmet ediyor olmasını istiyorsun belki de. Çok da haklısın ancak alıştığın düzen yerle bir oldu. Dip noktaya geldik ve başka bir yere doğru çıkıyoruz şu anda. Bu çıkış, sandığın şekilde, ışığa doğru değil elbette. Bu yeni bir düzene geçiş evresi. Yıkılan her şeyin yeni baştan inşaası her daim sancılı olacaktır.
Yani kendi yenini kendin yazmaya başla ve akışa bırak kendini. Değişim sürecindeki sancının sebebi, bu değişime direnmekle, küsmekle, kızmakla, söylenmekle ilgili esasen. Akışta olabildiğin müddetçe, yeniden şekillenen bu düzen içinde, sen de yenilenerek varolacaksın zaten. Ve muhtemelen, bir gün nasıl olduğunu algılayamadan, o yeni düzenin içinde bir yerde bulacaksın kendini. O sebeple, müsade et ve bu değişime şahitlik et.
Yaşamak da sanki tam olarak bu demek.
O zaman “ben akıştayım, akıyorum” de. “buradayım” de. “bu benim” de, “ben varım” de. Kollarını önünde kenetleyip, omuzlar içe çökük, kaba etinin üzerinde köşene çekilmenin ne sana ne bu güzel yeryüzüne faydası var çünkü. Ve inan, kimse de bunun farkında değil. Zaten önemli olan bir kimsenin senin farkına varması değil de, senin bunun bilincine varman. Aydınlan ve parla o zaman. Ak hayatla birlikte tüm hızıyla. Ben buradayım demedikçe, sessiz köşende bekledikçe, kimse senin sesini duyamaz. Karış hayata.
Yaşamak denen şey, sanki bundan öte bir şey de değil gibi.
“Ben varım” diyebilmek de, her yeni günü, doğuşunun ihtişamına yaraşır şekilde, şevkle kucaklayabilmekle ilgili. O yüzden, lütfen her yeni günü, ilk gününüzmüş gibi heyecanla karşılayın. Varsın gün karanlığa bürünsün ikindiye doğru. Bir sonraki gün yine o güneş doğacak. Biliyorum.
Ez cümle; bekleme yapma kardeşim, varsan bas gaza, atla suya.
Let This Darkness Be a Bell Tower
şair: Rainer Maria Rilke
Quiet friend who has come so far,
feel how your breathing makes more space around you.
Let this darkness be a bell tower
and you the bell. As you ring,
what batters you becomes your strength.
Move back and forth into the change.
What is it like, such intensity of pain?
If the drink is bitter, turn yourself to wine.
In this uncontainable night,
be the mystery at the crossroads of your senses,
the meaning discovered there.
And if the world has ceased to hear you,
say to the silent earth: I flow.
To the rushing water, speak: I am.
çeviren: Joanne Macy ve Anita Barrows
Bırak Bu Karanlık Bir Çan Kulesi Olsun
Bunca yol almış sessiz dost,
Nefesinin, etrafında nasıl daha çok alan yarattığını hisset.
Bırak bu karanlık bir çan kulesi olsun,
sen de çan. Ve çalarken,
seni yıpratan şey, gücün olur.
Değişime doğru ileri geri hareket et.
Bu denli yoğun bir sancı, nasıl bir şeye benzer?
Şayet içtiğin acıysa, kendini şaraba çevir.
Bu kontrol edilemeyen gecede,
sezgilerinin kavşağında bir gizem ol,
o kavşakta keşfettiğin anlam ol.
Ve şayet dünya seni duymayı bırakmışsa,
sessiz yeryüzüne söyle: Ben akıyorum.
Hızla akan suya söyle: Ben varım.
çeviren*: Aslı Fidangenç
* selam, çevirmen değilim. Google’ın da yardımıyla ve şiirin bende bıraktığı etkiyle kendimce anlamını, anladığımı yazdım. Bu şiirin google otomatik çevirisi dışında Türkçe’ye çevirisini açık kaynaklarda bulamadım. Otomatik çevirisini de içime pek sindiremedim. Türkçe’ye çevirisini bulduğumda mutlaka bu yazıya linkini vereceğimden emin olabilirsiniz.
Tam da hissettiklerimi yazmışsın Aslı’cığım. Kalemine sağlık.
Moral bozmak yok. Yola devam:)
BeğenBeğen