Yaşam nedir?

Şimdilerde mümkün olduğunca uyanık kalabilme mücadelesi.

Başı ve elbette sonu olacağı o en başından belli, her faniye özel zaman kesiti.

Derin nefeslerle içimize çekmeye çalıştığımız, dünya düzleminde bize tahsis edilen bedenimizin her daim bizimle olan yorgun ruhumuza eşlik ettiği, adına hayat denen süremiz.

Ve fakat buna rağmen, insanoğlunun birbirine -sanki hiç ölmeyecekmişcesine aç gözlülükle- dar ettiği o kısıtlı zaman dilimi işte.

İçimdeki hamster durdu. Kelimeler her zaman aynı coşkuyla akamıyor maalesef. Çokca depresif bir ruh halinin hegemonyasında ilerlemeye çalışıyorum.

Yaşam, şu sıralar mümkün olduğunca elime yüzüme bulaştırmadan bu kasvetli bulutlu dönemi, kuyruğum dik atlatabilme mücadelesi benim için.

Çok sık derin derin nefesler alıp, otomatik pilot modunu asla kapatmadan, çok düşünmeden, bol hareket etmeye çalıştığım ve fakat bazen de edemediğim bir süreç şu ara yaşam benim için.

Dalmamanın mümkün olamadığı “Ne olacak şimdi?” sorularına cevap bulabilme çabası yaşam.

Haberleri dinlesen bir türlü, dinlemesen taş olacağım halleri.

İnsanlıktan çıkmış insanımsıları gördükçe derinleşen çaresizlik içinde mutsuzluğum yaşam.

Yaşam aslında tek başına dimdik ve olabildiğince özgür olmalıydı, bir ağaç gibi. Yine Nazım’ın o güzel sözleriyle yaşam, aslında bir orman gibi ve tüm memleket kardeşçesine yaşamalıydı. Bırakın yanyana durabilmeyi karşı karşıya dahi duramadığımız, konuşamadığımız, nefes dahi alamadığımız bir dönemin içinde yaşamdan nasıl sözedebilir ki insan.

İnsan olmak vicdan paketiyle birlikte açardı gözlerini bu dünyaya. Şimdilerde vicdanı yokolmuş insanımsılarla temsil edilmekte. Kalpler taşlaşmış, vicdanın esamesi okunmadan ilerliyoruz bir koridorda. Sıkışmışlık hissi dört yanımızda, başlar öne eğik ve dalgın yüzler.

Ağzımı açarsam ters kelepçe, açmazsam kalbim kıyametin kor ateşlerinde. Kollektif bir depresyon ve çaresizlik içinde yarınınım güneşini balçıkla sıvamışlar sanki. Bir omuz atsam çatlar da o balçık, süzülür mü ışığı içeri?

Bir ileri iki geri. Yaşam bu günlerde mehter marşı.

Maruz kaldığımız toksin miktarından gözümüzü açamaz, kafamızı türlü endişelerden kaldıramaz olduk.

Çanakkale’den Iğdır’a, Sinop’tan Hatay’a MEMLEKET’im,

ADİL Yaşam Hakkı,

Saygı,

Başım üstünde salınsa ZEYTİN ağaçlarım,

Bolca VİCDAN.

Bolca Memleket Sevdalısı.

Yaşam aksa ya keşke tüm bu renkleriyle.

Ne olur sanki hep birlikte ve rengarenk şarkılar söyleyebilsek? Değer mi bunca kötülüğe, hukuksuzluğa, kul hakkı gaspına? Nihayetinde bu memleket ne güç sahiplerinin tapulu malı ne de onun alt kadrolarının. Memleket sadece üzerinde yaşayan halkındır.

Ve hepimiz aslında faniyiz ve bu dünya düzleminde bize bahşedilen süremiz de kısıtlı.

Ve aslında insanoğlu bunun bilincinde olmasına rağmen yönünü şaşırıp ölümsüz olduğunu düşünme yanılgısına düşebilse de, bu böyle.

Öleceksin be kardeşim nefesin tükendiğinde. Bırakacağın izle ruhun sonsuza kadar tükürük yağmurlarında mı anılsın yoksa rahmet dualarıyla mı sulansın isterdin?

Bu kavga, bu zulüm niye o zaman?

Yorum bırakın