Ekim 2023 tutulmaları ile başladım adım atmaya. Karar verememek çok zor. Mükemmeliyetçi tarafımdan ötürü tutulmuş vaziyette rüzgarla ordan oraya savruldu fikirlerim. Eylemsizlik içinde milyonlarca düşünce, gelen fikirlerin anında fizibiliteleri ve ertelenen hayaller. Uzun bir süre hayallerimi o kadar ertelemişim ki, ne olduklarını dahi unutmuşum. O kadar ki, bir dönemim de onların neler olduğunu hatırlamaya çalışmakla geçti.
İlkokul dönemlerimdi sanıyorum. Annem çok güzel yemekler yapardı. Bundan daha önceki yazılarımda mutlaka bahsetmişimdir. Klasik yemekler değildi yaptıkları. Pilavı en az üç renk, üç renk olmazsa Çin usulü, kekleri ıspanaklı, ne bileyim doğumgünü pastalarımıza kadar. Sunuma da çok dikkat ederdi. Masa düzenini, masa nasıl kurulurları ondan öğrendim. Ve fakat ben işin tatlı kısmında daha bir heyecanlanırdım. Hindistan cevizine bulanmış çikolata toplarından, Cenk Sönmezsoy’un meşhur “Şeytan Çikolata Giyer”’ine yakın – tabi o zaman annem öyle demezdi – pastalar yapardı. Misafir ağırlamayı da çok severdi. Haftasonları evin boş olduğunu hatırlamam. Mutlaka yemekte misafirimiz olurdu. Şölen misali masalar kurulurdu.
Çocukluğuma dair hatırladığım güzel anılarımın başını bu güzel davet hazırlıkları alır. Ansiklopediler vardı evimizde, bilgiyi dokunarak, okuyarak öğrenirdik. Ki bence okumak hep olmalı, bilgiyi kaynağından öğrenmek önemli. AI yorumlarıyla hayatı körebe oynar gibi deneyimleyerek varabileceğimiz istasyonlar tatsız, renksiz ve elbetteki sanal çünkü. Evimizdeki ansiklopedilerden bir tanesini hatırlıyorum; beyaz ciltli, 10 cilde yakın sanıyorum bir ansiklopedi seti. Bir cildi sadece pastacılık üzerineydi. Annem yokken oturur ondan tarifler yapardım. Malzemeleri tabi o dönemde bulabilmek ne mümkün. 80’lerden bahsediyorum. Levi’s henüz Türkiye’ye gelmemiş, Yunanistan’dan babamın ortağı o dönem bana bir tane 501 hediye getirmişti. Bahsettiğim sanıyorum 87-88 olmalı, o kotumla ne de çok havalara girmiştim kendi kendime. Dolayısıyla pastacılıktaki antin kuntin malzemeleri bulabilmek gerçekten ne mümkündü. Evdeki ekipman ve malzemeye göre tarif seçip denerdim. Heyecanla beklerdim sonucunu da. Çoğu zaman da batırırdım ortalığı. Ama yılmadığımı çok net hatırlıyorum. Bir tarifi örneğin beş kez arka arkaya denediğimi ve sonunda yaptığım hatayı ancak algılayabildiğimi falan çok net hatırlıyorum.
Ortaokula başladığım yine aynı dönemlerde televizyonda bir film seyretmiştim. Büyük Fransız şeflerin çekişmesiyle ilgili polisiye bir film. Şefler sırayla öldürülüyordu. İçlerinde sadece bir tanesi kadındı ve O da filmdeki tek pasta şefiydi. Yaptığı işi diğer şeflerin çok da önemsemediklerini hatırlıyorum. Filmi seyrederken kendimi pasta şefi o kadınla o kadar özdeşleştirmişim ki; ben de pasta şefi olacağım işte diye içime kazımışım sanıyorum hayalimi o tarihlerde. Ama hayalimi kendime saklamışım çünkü o tarihlerde meslek olarak pek kabul görmeyen işlerdi bunlar. Yüksek sesle söyleyebileceğim yaşlarda da değildim, başımı okşayıp, ilerde hangi mesleği yapmaktan mutlu olursun diye sorular yöneltilen, düşüncesine kıymet verilen, bugünkü anlamda bir ebeveyn-evlat ilişkisinin olduğu dönemler de değildi elbette. O hoooooo. Şimdilerde çocuklarımızın ağzının içine içine bakıp, dile gelsinler diye neredeyse lokma döktürüyoruz.
Bunları ben tabi unutmuşum. Sonradan sonradan hatırladım.
Bir de yazmak eylemi vardı hayatımda hep. Kalbimden geçenleri aklımın idrak edebilmesi için belki de bilemiyorum, hep yazmak vardı hayatımda. Anlamlandıramadığım duygularımı başlarda şiirle ifade etmeye çalışırdım. Uzunca yıllar şiir yazdım. Çok melankolik. Arada hikaye denemelerim var. Günlüklerim defterlerce. Elime geçirdiğim her kağıt parçasına birşeyler yazardım. Hala da yazarım. Bu kimi zaman bir şiirin ilk dizesi, kimi zaman belki ileride kullanırım diye, ortada olmayan bir hikayenin önsözü. Yazmak bir nevi, anlatmakdı ve elbette anlamaktı; duyguları, hayatı, insanları, olayları, hatta siyasette ve dünyada olan bitenleri. 1.Körfez savaşında örneğin, oturup Saddam üzerine bir makale yazmıştım. Günlerce köşe yazarlarını, olayları takip ettikten sonra, ben de bir şeyler yazmak istemiştim. Bu yazmak meselesi, benim için daha çok zihnimden dışarı açılan bir kapı gibiydi. Parmaklarım kalemle buluştuğunda ben de o anda zihnimden geçenleri okuyordum her seferinde. Doğru kelimeler hep kalemimden kağıda dökülenler oldu.
Gelelim Ekim 2023 tutulmasına. Bir şey beni dürttü adeta ve harekete geçirdi. Bunu yapmak isteyen bir adım öne çıksın dediklerinde sıradakilerin bir adım geri gidip, benim tek başıma önde kalmam gibi bir andı ama bu süreç. İçimden bir ejderhayet (!) çıktı ve tüm cesaretiyle, ‘hadi senin sıran geldi’ dedi sanki. Programın zamanlaması, altı ay sonra nihayet gelen emekli maaşım, cesaretim, şartlar vs. O başvuru yazısını sanıyorum on dakikada yazdım ve tak bir saniye dahi beklemeden, editlemeden gönderdim. Program bir sonraki hafta başlayacaktı, hatta 2 gün sonrasına oryantasyon vardı gibi gibi. Aktı filmin şeridi nicedir sarılı, takılı kalmış yerinden. Sıralı adım atmaya yeni başlamış bebelağı sabırla bekler gibi, karşımda kollarını açmış beni bekliyordu sanki ulu Le Cordon Bleu İstanbul.
İlk dönem – hatta bu yazıyı editleyip post edeyim diye oturduğumda da-ikinci dönem bitti bile. Kendime ait bir fanus yaratmaya çalışıyorum. Üniversite ortamı, gençler, hayalleri olanlar, işlerini ilerletmek isteyenler, hayatına yepyeni bir sayfa açmak isteyenler. Çok renkli ve çok güzel bir grupla birlikteyim. Hepsi ayrı ayrı bir renk ve hepsinde hayatımın bir evresini yeniden yaşıyor gibiyim. Bu arada çok romantik bir tablo çizmiş olabilirim ve fakat, ortam bildiğin askeri nizam. Hat hut çoğu zaman, hatta her daim ve kurallarca… Bir yandan da uzunca bir süredir hiç olmadığım kadar heyecanlıyım. Kalbim her okul gününde pır pır. Mutfağa girmeden önce heyecandan çoğu zaman nefesim kesiliyor. Bu duygulara çok ihtiyacım varmış.
Yeni şeyler öğrenmek çok çok keyifli. Özellikle de bana bu kadar iyi gelen bir konuda. Çok çalışmam lazım daha da çalışmak gerek diye diye eve dönüyorum her seferinde.
Orada öğrendiklerimi, pastacılık ile ilgili okuduğum, yazdığım, denediğim teknikleri, reçeteleri, bana nasıl olduysa sizlere de ilham olabilmesi amacıyla buradan vaktim elverdiği kadar yazmak niyetindeyim. İlk dönemim; Basic Patisserie’yi de Intermediate Patisserie’yi de “Mention Bien” ile bitirdim. Üçüncü seviye için o kadar heyecanlıyım ki. Kafamda öğrendiklerimi mix-match yapıp, kendi reçetelerimin planlarını yapmaya başladım bile. Bilenler anlayacaktır; enremet’lerce rüyalarım var benim 🙂
Çalışmam lazım. Öğrendiklerimi kafamda oturtabilmem için. Oturtup, kafamda harmanlayıp, beni yansıtan haline getirebilmem için. Çalışmadan, rahatını bozup yerinden kalkmadan da bir şey inşa edilmiyor maalesef. Yazmak, anlatmak da benim için çalışmaya dair bir antreman gibi. Dolayısıyla, LCB’de, MSA’da, Harvard’ın online seminerlerinde, California & Ohio’dan aldığım online eğitimlerde, daha öncesinde annemden, babanemden ve elbette kitaplardan öğrendiğim tüm teknikleri kafamda harmanlayıp buradan yazacağım, anlatacağım.
Gerçekten bu işe gönül vermiş insanların maalesef ulaşamadığı, kitaplarda asla açıklıkla yazılmayan ve fakat ilk insandan beri uygulanagelen (!) bilgiye ulaşabilmelerini, kendi mutfaklarında zaten uyguladıkları yöntemlerin niçinlerini bilmelerini sağlamak istiyorum. Bu belki iklim krizine, dünyanın kurtuluşuna bir katkı sağlamak çabası gibi görünmeyebilir ancak, belki de bu teknikleri kullanarak eski bilgi harmanlanabilir ve geleceğe taşınabilir. Eski reçeteler, yeni dünya düzeniyle uyumlanabilir. Daha sağlıklı olan aynı zamanda daha göze de hitap edebilir. Çünkü, neden olmasın?
Bu bölümdeki yazılarım teoriden ibaret olmayacak elbette reçetelerim de olacak. Ancak zaten yapmak istediğiniz tarifin üç aşağı beş yukarı bir reçetesini bulabilirsiniz her yerde. Buradaki amaç temeli iyi oturtmak, aradaki boşlukları doldurmakla ilgili. Neyi niçin yapıyoruz? Bilerek, keyifle pişirmekle ilgili derdim var. Çünkü ancak o zaman öğrendiğiniz reçeteye bir katma değer getirip, bunu daha farklı nasıl yapabilirim diye düşünmeye başlıyorsunuz.
Neden sorusu beni en iyi anlatan soru kalıbı. Neden ve Niçin’lere en az benim kadar kafa yoranlardansanız, umuyorum yolunuza biraz olsun ışık tutar benim çözebildiklerim.
O zaman ne diyoruz?
Bon appetit !