Dilerim

Depremin yarattığı sarsıntıdan öte sallanıyor ve sınanıyoruz. 

İnsan olmak parantezine girebilmek çok uzaklarda bir hayal gibi.

Sen-ben-biz-siz-onlar !

Devlet nerede diye seslenen halkına, cumhur-ittifakı olarak buradayız diye cevap veren bir hükümet.

Halk devleti görmek istiyor oysaki, tüm organlarıyla.

Yakınlarını bulabilmek, enkazın altından çıkarabilmek için askerini, akutunu, afadını; cenazelerini kaldırabilmek için, savcısını; güvenliğini sağlaması için en tepeden içişleri bakanını ve elbet polisini; geçici barınma ihtiyacı için, ısınmak için, battaniyesiyle sarmalanmak için Kızılay’ını.

Sesimi duyan var mı diyor yani, enkazın hem altından hem üstünden. Bürokrasiden sesleri duyulmuyor maalesef.

Sonuç, yitip giden onbinlerce can, yerle bir olan hayatlar.

Devlet yok ama cumhur-ittifakı olarak bölgede olan bir hükümet var.

Zihinler öyle bölünmüş ki, ağzından çıkanı duyamayacak kadar körleşmiş kalpler. Bu memleket nicedir kıyameti yaşıyormuş meğer dedirten söylemler.

Senler-bizler-onlar.

Sen bunu yaptın, ben bunu yaptımdılar. Sen kimsinler hatta. Evet, yapılan yardımlar sonrası, bu da söylendi. Siz kimsiniz?

Oysa biz, mevcudiyetinin sebebi olan bu ülkenin vatandaşlarıyız.

Sonra STK yarışları. Devletin yetersiz kaldığı noktada biraz öne çıkmış olanların linç edilmemek için yapılan işleri, bölgenin tüm vahametine rağmen bir taraftan da sıralama çabaları.

Oysa onlar sonra gelmeli. Sonra ne nereye gitmişin hesabı verilmeli.

Ama yok, postlarca açıklamalar. Çünkü kralcıklar sahnede ve kendi eksikliklerini kapatabilmek için tüm iç yansımalarıyla sahnedeler.

Siz-biz-onlar.

Birinci çoğul şahıs olarak “biz” aslında çok güçlü ve geniş bir kitleyi ifade edebilecek kudrete sahiptir. Kendi tarafındakini sadece içine almaz. Alır gibi durur ama mecazi olarak herkesi kucaklayan da bir tarafı vardır, cümle içinde doğru kullanılırsa şayet.

“Biz, tüm illerimizden yardıma koşan belediyelerimizle, canla başla çalışan STK’larımızla, anında bölgeye müdahale eden askerimizle, diğer illerden gelen savcımızla, güvenlik güçlerimizle, fiziken bölgeye gelemeyen ama kalbi burada atan vatandaşlarımızla çok güçlüyüz ve bunu beraber atlatacağız.”

Neden bunu kimse söyleyemedi?

Neden ya?

Neden atılan her adımın geri planında bölgeye müdahaleden ziyade iktidar hesaplarını hissettirdiniz her ağzınızı açtığınızda?

Dilerim kötülük saçan o dilleriniz lal olur da daha fazla nefret dolu söylemlerinizi saçamaz olursunuz.

Dilerim içinizden taşan o zehrinizle daha fazla masum hayatlara değil de sadece kendinize sebep olur, anca birbirinizi yiyip bitirirsiniz.

Dilerim bu güzel memleketimin güzel kalpli insanları artık huzur bulur.

Dilerim sizler-bizler-onlar diyenler son bulur.

Dilerim artık devlet demenin aslında BİZ demek olduğu günler yakında olur.

Dilerim devletin kudretli elleri ihtiyacı olan herkese yetecek kadar güçlü olur.

O yüzden, henüz hayattayken, yaşıyorken hiç kimse insanca yaşamayı unutmasın dilerim.

Yoksa hepimiz bir gün öleceğiz. Bu dünya Sultan Süleymana kalmamış, neyin hesabıdır yapılan?

Özdemir Asaf’ın dediği gibi;

Bir bakmışsın saat üç,

bir bakmışsın saat hiç.

Yorum bırakın