Gaslighting

: bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemidir. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını, kendi gerçekliğini sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirmedir, diye geçiyor sözlükte. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. Uzun bir süre devam eden bu manipülasyon sonucu, kişi gerçeklik algısını kaybetme noktasına gelir, hatıraları bulanıklaşabilir, öz saygısını yitirebilir, duygularından emin olamaz, ve hatta akıl sağlığını kaybedebilir. Ve tüm bunlar güçlü tarafın kontrolündedir.

İlk defa bu kelime 1938 yılında Patrick Hamilton tarafından bir İngiliz tiyatro oyunu için kullanılmış, “Gas Light”. Oyun, hırsızlık yapabilmek için karısını delirdiğine inandırmaya çalışan bir kocayı özetle anlatıyor. Oyunda sık sık ortadan kaybolan koca, başka bir dairede hırsızlık yapmaya çalışırken açtığı ışığın kendi dairesindeki ışıkları loşlaştırıyor olmasını farkeden karısını, aklını kaybettiğine inandırmaya çalışır, çalışır ki foyası ortaya çıkmasın.

Bugün Kafa dergisinin bir post’u ile instagramda karşılaştım bu kelime ile. Ve aman allahım, tek bir kelime ile bu dönem nasıl güzel özetlenebilirdi? oldum.

İçinde boğulduğumuz bu – dünyanın altının üstüne getirildiği – günümüz gerçekliğinde(!), bizleri meşgul eden gündemin aslında ne kadar da boş olduğu, yalan olduğu sorunsalını sorguladığım bir anda. Hakikaten size de bazen olmuyor mu? Yani hiç bu şekilde düşünmüyor musunuz? Ya da kaçımız bu gözle bakabiliyoruz? Tüm bunlar önceden yazılmış senaryolar ve bizler de titizlikle hazırlanmış sahnelerde doğaçlama davrandığımızı varsayıyoruz. Gerçekten mi?

Peki ya her şey bir kurguysa?

Özgür irade gerçekten var mı sizce?

Peki ya gün içinde maruz kaldığımız tüm haberler yanıltıcı, yönlendirici, ve sadece küçük bir kesimin çıkarlarına hizmet ediyorsa? Objektif içerik diye bir şey var mı gerçekten?

Objektif habercilik?

Kendi yorumunu, dolayısıyla çıkarını katmadan dümdüz haber verebilmek?

Ben çocukken haber spikerinin gülümsemesi, öksürmesi, tepkisini en ufak bir mimik ile göstermesi diye bir şey söz konusu değildi. Çok ayıptı. Özür dilerdi spiker öksürdüğünde. Ne saçma bulurdum o zamanlar. Ama belli bir amaca hizmet ediyormuş. Düşünsene. Sevdiğin, hayran olduğun bir gazetecinin sunduğu bir haberi dinlerken ne kadar objektif bakabiliyorsun? Önce tükürüp bizi uyuşturuyorlar, sonra da ne söyleyeceklerse ortaya zehirlerini zerkediyorlar. Sistem bu. Dünyanın manipülasyonla yönetildiği bir dönemden geçiyoruz. İstisnasız. Kendi küçük çemberimizden, büyük resme kadar her alanda, herkes kendi çıkarları doğrultusunda bir algı yaratma peşinde. Ürün pazarlamadan, kendini sevdirmeye, belediye hatta bir ülkeyi kontrol etmeye kadar. Kendi fikrini, kontrol alanını genişletebilmek için manipülasyon yaparak belli bir algı oluşturmaya çalışan kantarın ağır basan tarafındakiler ve kümeler halinde yaşayan biz insancıklar.

Belki de tek gerçeklik var. O da P A R A, Para, PARA.

Ne düşüneceğimiz, ne hissedeceğimiz, ne yapmamız gerektiği, neyin doğru, neyin yanlış olduğu, nefes alışımız, hepsi. Yoksa hepsi sana mı ait sanıyorsun?

Doğrularını kaybettiğin, kafayı mı yedik biz yahu dediğin bir dönemin göbeğindeyiz. Dilerim en dibindeyizdir. Daha da dibi için yüreğim dar. Yerim yok.

6 yaş.

Bir çocuk. Çocuk yahu. NOKTA.

Ve masaya elini vurması gereken kudretli güç sahipleri – kimbilir ne sebeple vuramayan otoriteler – öylece donmuş kalmışlar sanki şoktan. İşte ben de o zaman acaba ben mi kafayı yedim? Sağduyu sadece biz insancıklara has mı yoksa güç sahiplerinin sağduyusu loşlaştı mı?, bu yaşadıklarımız psikolojik bir gerilim filminden kareler midir? diye düşünürken bu kelime pat diye düştü önüme.

Toplumu gerip gerip birbirine patlatmak mıdır amaç, yoksa kendi çukurlarına düşüp orada boğulacaklar mıdır?

Gaslighting de bir yere kadar mıdır? 6 yaş sınırı algıları açacak mıdır?

İşte o noktada kaldım.

Düşündüklerimde ne kadar irademe sahibim, onu da tam bilmiyorum. Akıl sağlığımın da pek yerinde olduğunu söyleyemem.

Deli deli sorular işte Kafa’mda.

Yorum bırakın