Göğsümün üzerinde koca bir öküz. Oturmamış da çökmüş oraya.
Çok da ağır.
Nefes alırken kemiklerim ağrıyor. Göğüs kafesimi açamıyorum. Nefesim yetmiyor çünkü.
İçtiğimiz o son margaritanın bol limonlu tadı hala damağımda.
“gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar” diyorduk en son avaz avaz, sanki sezermiş gibi.
Mutluydun çok, mutluyduk çocuklar gibi, gece yarısı yakamozlarla yüzerken.
Kahkahaların hala kulaklarımda.
Oh be demiştik geniş geniş nefeslerle. İyi ki de demiştik…
Ama yalan dünya, dünya yalan.
Bu kadar kavgaya, nefrete, insanların hiç ölmeyeceklermiş gibi hırslarına rağmen öleceğiz hepimiz. Öleceğiz de, elbet bir gün…
Ey güzel insan, güzel yüzlü arkadaşım, neydi ki bu acelen?
Bilmez misin ki annesi ölmeden ölmemeli hiç bir çocuk.
.
Elbet bir gün buluşacağız.
Bisikletini adanın dar yollarında sonsuzluğa sürüyorsun şimdi biliyorum, başında eskimeyen o hasır şapkan ve kulağında en sevdiğin şarkılar eşliğinde.
Sevmiyorum ben Kasım ayını ezelden beri.
Haydi gel ve hepsi şakaydı de ne olur.