Zamansız / B.3 Çit

Mehmet nedense bu odayı yenilemek konusunda çok da hevesli değil. Koskoca evi baştan aşağıya yeniledik, bu kadarcık odanın tadilatından ne olacak ki dedim ama nedense inat etti. Kapat bu konuyu, bitti artık tadilat işi dedi. Hiç bu kadar sert tepki verdiğini görmedim. İçerledim azıcık, ne yalan söyleyeyim. Bütün evin tadilatı neredeyse altı ay sürdü. Hepsine de birlikte koşturduk. Artık çok yoruldu. E haklı ne diyeyim. Ben de çok bitik durumdayım. Ustalarla uğraşmak çok zor. Veranda hiç istediğim gibi olmadı. O taşları yamuk yumuk dizdi seramikçi. Uyuz oldum. Müteahhit de sil baştan yapmamak için “ben öyle istedim” dedi, sanki kendisi oturacak.  Verandanın camları gömüldü resmen taşın içine. Şaka gibi. Kör göz müteahhit yüzünden hep. Diğer işleriyle uğraşmaktan adamlarının başında durmadı bir türlü. Şap üstüne şap atılırsa böyle olur sonuç. Tekrar baştan yaptırmak çoook uzun ve çoook maliyetli olacak dedi, peki tamam dedik gönülsüz gönülsüz. Demesek ne olacaktı ki sanki. İleride belki kafamız atarsa kırdırıp baştan döşetiriz verandanın taşlarını. Artık bu da böyle olsun dedik. Zaten tadilatın son bir ayında yapılan her şey için “artık bu da böyle olsun” dedik durduk. O kadar yorgun düştük ki. Belki o yüzden Mehmet artık yeni bir tadilata hevesli değil.

Ben de kırdırıp döktürmem odayı. Nalburdan bir boya alıp kendim boyarım ne olacak. Kabasını temizledim bile zaten. Varsın Mehmet istemesin. Ben yaparım. Ona da laf edemez artık. O küçücük odada kapının tam karşısındaki kocaman aynayı nasıl sökeceğim onu bilmiyorum yalnız. Aslında biraz eski püskü ama fena da değil. Işığı yansıtıyor, geniş gösteriyor odayı. Kalsın olmadı sonra bakarız bir çaresine. Tek başıma taşıyamam ben zaten. O kapıdan da çıkmaz sanki. Ne diye o kadar dar yapmışlar ki canım odanın kapısını?

Keson meson da koymayacağım, vazgeçtim, daralmasın içerisi. Çamurlarımı aşağıdaki depoda tutarım. Kullanacağım kadarını alırım çalışırken yanıma olur biter. Ebeşuar takımımı da masanın çekmecesine koydum mu tamamdır. Başka da bir şeye ihtiyaç olmaz zaten.

Dur ben bi daha gidip ölçüsünü alayım perdelerin, yanlışlık olmasın. Hiçbir şey değişmese bile o perdeler kesinlikle gidecek.

Kapı gıcırdıyormuş bayağı, yağlayayım bir ara. A a kim ki bu kız? Bir dakka, nerdeki bu tam olarak?

-“Hey sen nerden girdin bu odaya?”

Nerdeki bu kız?

-“Küçük kız, sen nerden çıktın? Nasıl girdin buraya?”

Suratıma niye bakmıyor ki?  Beş yaşında var yok. Simsiyah bir önlük mü o üzerindeki? Neden? Neden bu yaşta bir kız çocuğu simsiyah giyinir ki? Saçlar pırasa, parıl parıl parlıyor ama. Tokası bile siyah, siyah fiyonk şeklinde bir kurdele. Diz altına kadar giydiği uzun çorapları da siyah. Yüzünü göremiyorum, neden suratıma bakmıyor?

Nerdeki bu kız?

-“Mehmetttt”

-“Şahika, iyi misin hayatım? Şahika, uyan canım. Geçti bir tanem. Bir yerin acıyor mu?”

-“Nerdeyim, noldu? Çocuk nerde?”

-“Çocuk mu? Şahika yalnızız hayatım.”

-“Yoo, işte ordaydı. Tam orda, başı öne eğikti, yüzünü göremedim. Koş aşağıya bak. Bul o kızı Mehmet. Annesini mi kaybetmiş? Nerden girmiş eve, bu odaya nasıl çıkmış?”

– “Sen iyisin di mi?”

-“Mehmet çok sıkıyorsun, nefes alamıyorum, iyiyim merak etme. Korkma, kafamı çarpmamışım, sadece kolum biraz ağrıyor. Üzerine düştüm herhalde.”

– “Sen iyisin di mi?”

-“Tekrar tekrar sormasana Mehmet. İyiyim. Sen kıza bak lütfen” 

 -“Tamam, seni önce bir yere oturtalım, bakarım ben kime istersen, sen merak etme, sen iyi ol yeterki.”

Doktora ne gerek var dedim ama Mehmet dayanamamış yine. Gereksiz evham yaptı. Yine aynı şeyler yaşanacak diye belki. Merak etme, eskisi gibi değilim desem de inandıramıyorum bir türlü. Ama gerçekten eskisi gibi değilim ki. Bak seviyorum ben artık bir şeylerle uğraşmayı, aylardır evin tadilatını severek yaptık. Çok yoruldum o ayrı. Güneşin odama girmesi bile hoşuma gidiyor. Çok mutluyum bu evde hem. Yine de bir türlü ikna edemiyorum Mehmet’i. Gelsin bakalım doktor. Yine o ilaçları almam ama, peşinen söyleyeyim.

Hilmi beyi uzunca bir süredir görmüyorduk. Bir dönem bizim evden çıkmıyordu neredeyse. Çok ilgili, özenli biridir. Aslında severim Hilmi beyi. Ama doktor Hilmi’ye karşı hislerim pek öyle değil. Beni yere yapıştıran o ilaçları kullanmamda bu kadar ısrarcı olmasaydı belki farklı olabilirdi. Evimde kalabilmek uğruna denilen her şeyi yaptım. Bak iyiyim şimdi. Nefes de alabiliyorum, seve seve hem de.

-“Hilmi bey hoşgeldiniz. Mehmet gereksiz evham yaptı. İyiyim bakın. Sadece omzum biraz ağrıyor.”

-“Şahika hanım, çok iyi gördüm sizi ama dilerseniz bir muayene edeyim. Hepimizin içi rahat etsin.”

-“E peki madem. Bu kadar zahmet edip gelmişsiniz. Sizin içiniz rahat etsin o zaman.”

Tek tek kafama, gözüme, reflekslerime, içime, dışıma her yerime baktı. Yine o malum sorularını sordu. Yok dedim, görmüyorum öyle şeyler artık. Kızı o da merak etmiş. Sordu bayağı. İlgilendi. Belki komşulardan birine gelmiştir. Mehmet en yakın komşuya haber vermiş ama bir şey çıkmadı. Anlattım tek tek. Zaten çok kısa sürdü. Sonra ayağım takılmış düşmüşüm. Ben de anlamadım, nasıl olduğunu. Yemin billah ederek, sadece rahat uyumam ve ağrılarım için bir ilaç yazdı. Peki dedim isteksiz isteksiz. Bir tanesini de oracıkta içiriverdi.

Hastanelerin durumundan konuştuk sonra. Piyasalardan, pandemiden bahsetmeye başladılar, konudan konuya, bitemedi sohbetleri. Ay çok yorgun hissediyorum kendimi. Günlerdir uyku uyumamış gibi.  Göz kapaklarım ne kadar ağırlaştı. Açık tutmakta zorlanıyorum. Ayıp olmasın adama.

A! İşte o kız yine.

-“Mehmet, nerdesin? Bak kız geldi. Evin içindeymiş, gitmemiş bir yere. Kız orda aynanın önünde işte.”

 Üç adım ileri üç adım geri. Volta atıyor orda sanki. Yeri mi dar? Ay yok, çit var etrafında. Ne çiti yahu? Şey gibi, hmmm dur dilimin ucunda. Hay allah. Ne deniyordu bunlara ki? Mahkeme salonlarında suçluların içine oturdukları şey. Sanık kürsüsü mü neydi? Kız o kadar küçük ki, içinde volta atabiliyor yani. İyi de bu kızın ne işi var ki kürsüde? Kürsünün benim evimde ne işi var? Odada ben görmedim ki bu çiti. Aynanın arkasında mıymış yoksa? Allah allah.

-“Hey küçük kız, sen kimsin? Ne işin var burada?”

-“Annen nerde?”

-“Canım cevap versene, korkma. Bu çitin içine neden girdin?”

Kafasını kaldırıyor sanki. A evet, kaldırıyor. Ah canım benim, ne kadar çok korkmuş. Gözleri şişmiş ağlamaktan. Gözleri çok mahsun. Kim üzdü seni bu kadar zeytin gözlüm. Simsiyah gözleri kan çanağına dönmüş. Canım benim.

-“Üzülme, gel seni annene götürelim. Ben Mehmet’i çağırayım. Mehmet bulur anneni, merak etme sakın.” 

-“Mehmet”

Beni duymuyor mu? Sağır mı yoksa? Hay allah. Kime bakıyor öyle? Bana değil çünki. Arkamda bir mi var?

-“Mehmet”

Gözünü dikti birine. Ama odada başka kimse yok ki. Arkamda birisi mi var acaba? Kime bakıyor bu kız? Dilim uyuşuyor sanki. Susadım.

-“Mehmet”

Kafamı çevirsem? Kalbimin sesi kulaklarımda çınlıyor kafamı arkaya çevirirken. Birileri var hissediyorum. Kim bu insanlar? Yargıç kürsüsünde üç kişi oturmuşlar. Burası mahkeme salonu. Koskoca adamlar, kadınlar. Küçücük çocuktan ne istiyorlar ki? Ne yapmış olabilir ki? Üç, bilmedin beş yaşında bu çocuk. İyi de ben nerdeyim? Neresi burası?

-“Meehmeeet”

Kulaklarım çınlıyor. Boğuk bir ses, kimin sesi bu? Kız konuşmuyor. Kır saçlı yargıcın sesi mi yoksa? Ne diyor ki? Kıza bir şey mi diyor? Suçu neymiş? Allah kahretmesin, duymuyorum. Çok boğuk, çok derinden geliyor ses. Kulaklarım çınlıyor yine. İyi de kızın suçu neymiş? Nedir suçu? Neymiş suçu?

-“Şahika, Şahika, buldum kızın ailesini. Şahika, canım benim, kız okuldan kaçmış. Annesi kapıya geldi. Şahika uyan canım. Şahika.”

Yorum bırakın