Normalden daha dar bir kapı bu. Neden böyle yapmışlar ki? Alan mı burada daralıyor? Havalandırma kanalı falan mı geçiyor da genişletememişler acaba? Enteresan. Basbayağı dar yani. Enine bir insan zorlanır geçerken. Allahtan minyonum. Evi gezerken hiç dikkat etmemişiz bak. Sonradan bak neler neler çıkıyor işte. Ne diyeyim yapacak bir şey yok. Bu saatten sonra Hikmet efendi’yi arayıp da ne diyeceksin? “Bir ton laf ettin, kopamadığın evinde oda diye buna mı diyorsun?”, mu diyeceksin? Biz ayıldık bayıldık şekerim. Aman neyse, geçmiş bitmiş artık.
Acaba burası ne için kullanılıyordu?
O ses neydi? Birisi mi var içerde?
- Anne! Sen misin?
A yok canım bana öyle geldi. Ne annesi, ne işi var burda, geldi de ben mi duymadım? Yok yok, o kadar da derin uyumuyoruz canım. Ben uyurken gelmiş olsa duyardım. Herhalde beni konuşuyor arkadaşlarıyla. Yüzüme esirgediği methiyelerini arkamdan dev dev diziyordur. Gelmeden mutlaka haber ederdi illaki. Hazırlık yapılsın, kapılarda karşılansın diye. Çat kapı gelecek insan değildir ne de olsa.
Ne güzel döşenmiş bu oda? Ne sıcak. Ne kadar aydınlık burası. Bayıldım içerideki ışığa. Bu odadaki eşyalara niyeyse hiç dokunmamış Hikmet beyler. Ne zevkli objeler? Aaa, bu vazo benim çocukluğumdan kalma. Bizim evde de vardı sanki. Bak onlar da aynı vazoyu kullanıyorlarmış demekki. Ne meşhurmuş o zamanlar bu batik desenli ince belli vazolar. Her evde böyle baş köşedeydi belli ki. İçindeki çiçekler kurumuş ama, kapı uzunca bir süre açılmamak üzere kapandığında büzüşmüş donmuş kalmışlar o anın içinde sanki. O zamanın hüznü de çiçeklerin üzerine çökmüş işte. Bahçeden biraz çiçek toplayıp bu hüznü silmeli hemen. Masa meşe galiba. Çok da şıkmış. Üst tablası çatlamış ama. Herhalde ısı farkından. Eee doğal malzeme, normal. Ben burayı çalışma odası olarak kullansam ya. Bu masa da pekala işimi görür. Ayrıca gerçekten çok da şıkmış.
Belki yanına minik bir keson mu eklesem? Ivır zıvır malzememi toparlar hem. Canım o da odayı mı daraltır acaba? Masanın üzerine raflı bir panel yaptırabilirim belki. Askılarla malzemelerimi de buraya asarım işte. Hem alan daralmamış olur hem bütün ıvır zıvırımı da önümde toparlamış olurum. Ay harika bir fikir bu. Mustafa beyi hemen arayayım da gelip buranın ölçüsünü alsın. Bir an önce işe koyulmalı. Ertelediğim her şeyi bu güzel meşe masaya bir an önce dökmek, unuttuğum tüm hayallerimi teker teker uyandırmak, canlandırmak istiyorum.
İyi de bu odayı neden temizlememiş Hayriye hanım? Evin temizlenmedik bir santimi bile kalmadı Şahika hanım diye oflaya poflaya belini tutarak anlatıyordu geçende. Bu odayı kör gözüyle göremedi mi? Toz içinde ayol her yer. Yok kesin girilmemiş buraya. Sığamadı mı kapıdan acaba? Gözü yemediyse demek, pas geçmiştir kesin…
- Hahayt…
Bir de sesli sesli gülüyorsun terbiyesiz Şahika. A aaa sırıtmasana öyle, ayıp yahu. İnsanların kilosuna laf edilmez. Ne ayıp. Kes sırıtmayı. İyi de canım, kadın kapının kendisi kadar.
Neyse ne ya… Güldün geçti.
Merdiveni de alayım. Şu perdeleri de söküp yıkamak lazım. Yeni perde yaptırırım buraya ama. Biraz ürkünç desenleri varmış üzerinde. Ağzı kocaman açık, dili pabuç gibi dışarda adam suratı mı o? Sanki kusar gibi birisi dikmiş gözlerini de bana bakıyor gibi. Yok canım. Bana öyle geldi herhalde. Ne adamı, ne suratı? Karışık karışık desenler, çiçek gibi sanki. Ürkünç bir çiçek gibi!
Hayriye hanım temizlik kovalarını nereye koydu acaba?
Küçücük bir yer burası. Epi topu iki m2 var yok sanki. Ben temizlerim iki dakkada. Hem yapacak daha iyi bir işim yok nasılsa.
- Kim var orda?
A a yine duydum evet. Evet bir kadın sesi işte. Allah allah, bu ses? Kimin sesi bu? Acaba radyo falan mı açık kalmış bir yerde? Ne saçma. Düşündüğün de gerçekten saçmalık yani Şahika. Ortada radyo yok ki sesi açık kalmış olsun. Yok artık? Ayrıca ne sesi?
Ses mes yok.
Ses mes yok.
Yok ses.