Tarkan

Yazın başından beri en en en gitmek istediğim konserlerden bir tanesiydi. Buna rağmen gevşek mi gevşek bilet bakma huyumun kurbanı olarak bin tane konser tarihinden bir tanesinde iki adet yanyana koltuk bulamadım. Hatta şöyle ayak ucundan doğru kafamı konser alanına sokabileceğim bir yer bile…

Aklım İnönü stadındaki konserinde kalmış. Madonna halt etsin. Kotunu dansçılarına yırttırıp donla kaldığı o konserde koca İnönü stadı inlemişti. Açtım baktım dile kolay onbeş yıl geçmiş üzerinden. Sonrasında kuzu kuzulu yıllar başladığında bir konserine daha gitmişim. Hep efsaneydi şovları da şarkıları da o zamanlar.

Ancak bu sene… “Gitmez olaydım, başımı taşlara taşlara vuraydım” demiyorum elbette ama “doktor bu ne?” .

Konserde genel olarak kollarım önümde bağlı, Ali Kırca Siyaset Meydanı dinler gibi takıldım. Oh oh yandan yandan hali gelemedi. Hafif ittirmasyonla sağa sola kıvırdım, en sevdiklerimden Kış Güneşine başladığında onyedi mertebesinden bir heyecan ile avaz avaz eşlik ettim ama yine de tam patlayamadım.

Kilo almış, hal, derman kalmamış. Koşasım var figürleri aynı, lakin kıvraklıkta sorun var. Hiçbiri önemli değildi esasen ama genel olarak halim yok havası olmasa iyiydi.

Enerjisi tam olarak bu tarafa geçemedi kısacası !!!

İnsan bunca zamanda sahnedeki figürlerine bir iki tane yenisini eklemez mi? Aynı kıyafetle geldi, gitti. Azıcık hareket için iki dansçı alınsaydı sahneye keşke… Yok kesin yenilenmeye ihtiyaç var. Sahnedeki Tarkan olunca her haliyle kabulümüz desek de beklentiler büyük oluyor galiba. Aslında en güzel ve nazikçe Onur Baştürk yazmıştı konserleri yeni başladığında. Aynen katılıyorum kendisine.

Seni hep çok sevdik, seveceğiz Tarkan. Bir günlük değil bir ömürlük. Bu değişmez. Lakin bir güncellenmeye, yeniliğe ihtiyaç var sanki…

Yorum bırakın