Ah benim rüyalarım! Son zamanlarda çok mu fazla oldu bunun dozu acaba? Bizim sokaktaki faili meçhule bile yeterince kafa yoramadım. Bakamadım da rüya yorumlarına. Koştur koştur düştüm yollara. Bugün epey stresli zaten. Kimbilir belki de sebebi budur bu abuk sabuk rüyanın. Yoksa anneni rüyanda neden ölü göresin?” Yok ben biliyorum. İçime doğar böyle şeyler. Bu adamın gelişi benim için hiç hayırlı değil. Baksana sabah sokakta cinayet falan. Ne alaka yani. Hepsi aynı güne mi denk gelir?
Karmakarışık düşüncelerimle yollarda tam bir saat kendimle boğuştuktan sonra kan ter içinde girdim ofise. Yeni müdürümüz Veli beyle tanışacağız. Sabah körü toplantı istemesinden ne musubet olduğu belli. Bence tanışmaya bile gerek yoktu ama neyse.
Siz hiç bir bok becerememişsiniz bunca yıl, baktım ben rakamlara, ama bundan sonra her şey çok güzel olacak bakışları ile girdi içeri. Tel tel kalmış 3 saçını ensesine özene bezene taramış, elleri yıkanmaktan katır katır ve fakat tırnakları son derece bakımlı 1.65 bir adam. Tek tek tokalaştı hepimizle. Toplantı süresince de ben ile başlayan cümleleri bitemedi bir türlü. Adamda bir güven patlaması. İnsan düşünmeden edemiyor kaç haneli acaba bu enerjinin sebebi?
İyi ki Mehmet poğaça almış yoksa aç be aç öğleni edecektik. İzzet ikram yok yeni patronda. Ah Mehmet senin de sağın solun hiç belli değil. Sağ gösterip soldan vuranlardan. Sabah sabah poğaça almak nerden çıktı? Soramadım. Koştur koştur çıktım evden. Hayır olsun inşallah.
“Şahika hanım burda mısınız?” Adımı duyunca irkildim bir an. Yıllık bütçedeydik. Bana ne zaman döndü konu ve kim sordu? Mehmet ve poğaçalardan toplantı salonuna geri dönüşüm pek bir rezil oldu. Yeni patronun dudaklarında pis bir gülümseme ve gözlerindeki parıltı ile yerin dibine mi girsem yoksa ne? ikileminde kaldım. Karizmayı napsam da toparlasam derken “burdayım elbet” çıktı ağzımdan dik dik. “İlk görüşmeyi önümüzdeki hafta başında hemen sizinle yapalım. Toplantıda aramızda olmadığınız süreyi de arkadaşlarla telafi ediniz. Görüşmeye lütfen hazırlıklı gelin arkadaşlar” derken bayağı ayan beyan güldü adam yahu. Masa etrafında kikirdeyenlerin hepsini yazdım aklıma. Hesabını sorarım sizden. Daha ilk günden yalakalar!
Gothamlı paytağın biz gerizekalılar ordusu ile tek tek yapacağı toplantıların ilk kurbanı benim. Haftaya ne şahane başladın be Şahika!
Kahve arasında kitlenen çenemi zor açtım. Nasıl sıktıysam kendimi toplantıda… Sizin de, bütçenizin de dememek için çok zor tuttum kendimi. Bu arada şirketteki kabuslarım gece rüyalarımın karabasanları olmuş resmen. Takıldım ben rüyamdaki o bembeyaz bulutlara ve tepenin dibinde boylu boyunca yatan anneme. Arayıp sorsam mı rüyamın anlamını. Yok canım. Kadını durup dururken pimpiriklendirmeye ne gerek var?
Ah Şahika, bu ne stres, patlayacaksın ortadan resmen. Gerginlikten nasıl bir enerji yayıyorsan, ikamet etmekle gurur duyduğun Cihangir’in o en sakin sokağında cinayet bile işlenebilir oldu. Sahi bu insanların ne işi vardı bizim kervan geçmez ve hatta çıkmaz olan sokağımızda? Gerçekten pezevengi ile anlaşamadığı için mi öldü gitti kızcağız? Yazık!
Bu kendi kendime konuşmalarım yeni. İçerden sesleri hoparlörle dışarı versem dinleyenler çıldırabilir. Vırvır vırvır… Hiç susmayan çenesi düşük mü düşük bir başka Şahika. Bazen yeter lan demek geliyor içimden. Ah bir bilsem o ses nasıl kısılır?
Ben en iyisi Mehmet’i arayayım. Sabah sabah neden o kadar erken kalkmış soramadım, dert oldu o da.
Telefonu meşgul. Yemekten sonra ararım artık.
Akşam kızlarla buluşacağım. Film festivali başlıyor. Yağmur çamur demeden koşalım, sanata sarılalım. Daralmış ruhları pamuklara saralım. Tam da böyle bir havadayım. Filmi Didem seçti. İnşallah sanatın dozu fazla kaçmışlardan biri çıkmaz, hiç havamda değilim. Bu kafayla seyredemem de.
Ofisten çıkmadan Mehmet’i aradım ama meşgule bastı. Ali bilir mi nerde olduğunu? Düşünürken numarasına bastım. O da meşgule aldı. Şaka mı bu? Ne yapmaya çalışıyor bunlar? Tam sinirden delirecekken telefonumdaki mesajı gördüm. Ağız tadıyla bir söylenemedim ya neyse. Ali’yle onlar da başka bir filme bilet bulmuşlar. Kusur kalmayın siz de emi.
Nişantaşı’nda yine aynı mekanda kızlarla buluştuk. Koştur koştur birşeyler sokuşturduktan sonra mideye zor attık salona kendimizi. Gece de uyumamışım zaten. Tüm günün gerginliği, sorgusuz kucaklayan arkadaşların varlığı ve elbette yemekte arka arkaya diktiğim tam iki kadeh cabernet sauvignon. Işıklarla beraber kapandı gözlerim de.
“Son karşılaşmamızı unutmam mümkün değil. O kısacık bakışınla ne uzun cümleler geçti gözlerinden, bir ben anladım. Ah keşke o anda donup kalsaydı hayat. Seni ne çok özlüyorum bir bilsen.” Gözlerimi açtığımda kulaklarımda bu sözler ve bembeyaz bir mezar başında diz çökmüş yıkık bir adam.
Şaka mı yoksa yine garip bir rüya mı görüyorum derken, festivali, kızlarla geldiğimiz filmi hatırladım. Filmin son sahnesi olduğunu sonradan algıladım. Tamamını seyredememiş olsam da bu sözler kalbimi deldi adeta. Asılı kaldı içimde tüm kasvetiyle film. Yutkunamadım bir süre hatta.
Derken telefonumda Mehmet’ten gelen mesajı gördüm. Bir kez daha dondum, kaldım.