Hayatın senden aldıklarından ziyade, ona ne eklediğin önemli olan!
Sizce de bu fotoğraf böyle bir çığlık atmıyor mu? Resmi görünce hiç düşünmeden altına bu notumu yazmışım. Merak edenler için bu fotoğrafı Fotis Atelier ‘in instagram sayfamda epey bir vakit önce paylaşmıştım.
Etrafınıza şöyle bir bakın. Görmek için bakın ama…
Ben bunu yaptığımda çok fazla endişeli, mutsuz, epey huzursuz, bolca beklentili, ve genelde de gelecekte yaşayanlar görüyorum. Bugününü pas geçmiş, bir umut yarına yüzünü dönmüş herkes sanki. Yarından medet umar vaziyette, aportta.
Bunu yaparken neyi pas geçiyoruz bence biliyor musunuz? Bugünümüze yapacağımız katkımızı. Hayat akıyor olanca hızıyla. Tüm sertliğiyle. Akarken de senden birşey alıp götürüyor.
Alıp getiriyor da bu arada…
Bardağın dolu tarafını görmeye çalışmak gibi biraz aslında. Fokusu yönlendirmek lazım. Söylemesi kolay belki. İcraat için uğraş gerek. Birşeylerin olmasını oturup beklemek değil de elinden geldiğince katkını yaparak bu akışa katma değer sağlamak gerek sanki.
Aynen resimdeki gibi. O canım kaktüsün neredeyse kalbini yakmış susuzluk, güneş. Doğasına rağmen, tezatlıklar içinde. Ama devam demiş. Filizlerini vermiş ve yaşama selam çakmış.
Maalesef bir pause butonumuz yok. Devam edilecekse bugün edilmeli. Beklemeden hemen şimdi. Mümkün olduğunca silkelenmeli her an. Her anı yaşayabilmek, her anın içinde olabilmek için. Acı da olabilir o anlar, tatlı da. Bazen anlamsız belki. Ama o anların hepsi sensin. Hepsi de senin ayrıca.
Al ve kabul et.
Şükret ve şükranını ilet o an, o ana !
Erteleme, takılma, oyalanma.
Sadece yaşa!
Bunu sadece o anının farkında olarak yapabilirsin. Yoksa bunun başkaca bir yöntemi, yolu yok. Bir bilgede cevabı da yok. Hepsi sende bitiyor. Sen kendin zaten şahane bir yaratıksın. Önce bir kendine gel. Kendini sev.
Hayata katkını yap.
Gerisini de akışına bırak.