Güzel günleri görmek gerek…

Neden mutsuzsun?

Damarlarımızdaki kan acıbiber sosu ile mi karıştırılmış acep?

Yoksa ara ara düştüğümüz bu huzursuz ruh halinin sebebi ne ola ki?

Aç değilsin, açıkta değilsin demiş birileri…

E daha ne istersin?

“Ruhumu dindirmek isterim” denebilir belki yargılamadan sorsalar, sorsak…

Ruhumuzu unutarak yaşıyoruz çoğunlukla.

Bununla beraber, tüm sorunlarımızın cevaplarını da biliyoruz aslında.

Dün tam da başucu kitabımın içinde, arada bir sayfada karşıma çıkan Paulo Coelho’nun Simyacı’sından yapılan bir alıntı, düşündüğünde sana çok şey söyleyebilir.

“Yüreğim acı çekmekten korkuyor, dedi delikanlı Simyacıya, aysız bir gecede gökyüzüne bakarlarken. – Acı çekmekten korkmanın, acının kendisinden daha kötü olduğunu söyle yüreğine. Ve düşlerinin peşinde oldukça hiçbir yürek asla acı çekmez.”

Simyacı’yı bence senede 1 kere okumak gerek.

Çok fazla mantığımızla hareket etmek gibi bir defomuz var. Kendimizi bırakırsak kalp sesimize, hata mı yaparız acaba? diye yer seni içeriden bir ses…

Hata yaptığımızda bizi acımasızca eleştirmiş, kendi kendimize dahi olsa zararı, bunu pas geçmemiş, burkulan kalbimizi daha da bir burkmuşlara – bu vesile ile – selam göndermiş olalım buradan.

Çocukluk döneminden, ergenlikten, üniversite yıllarından kalan bu izler her adımında seni frenler…

İşletim sistemin bu şekilde kodlanır…

Geçmişin üzerimizdeki ağırlığını algılamak, sağlıklı nefes alabilmek için bunları anlamak gerek.

Bu aydınlanma hali aslında sağ gözünün açıldığı yaşlar.

Hayatı akışına bırakmak gerektiği bilgeliğine artık bir zahmet adım atman gereken yaşlar.

Kendimize gevşemek için izin vermek gereken yaşlar.

Bırakalım o halde kendi kendimizi sarmaladığımız iplerin uçlarını…

Gevşeyelim şöyle derin derin içimize çekerek dünyayı.

Bir an bile olsa…

Bakalım kalbimizden doğru hayata…

Yorum bırakın